We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kendime notlar

5 7 0
03.11.2019

İkinci Dünya Savaşı sona erdi, Birleşmiş Milletler kuruldu, “savaş” sözcüğü hiç kullanılmasın istendi ve bu nedenle uluslararası düzende “savaş yasağı” yerine “kuvvet kullanma” yasağı getirildi. Bundan böyle “barış” sözcüğü “savaşın karşıtı” ya da “savaşmama hali” anlamına kullanılmasın, kuvvete başvurulmama halini, olması gereken olağan durumu anlatsın istendi.

Yani savaşın sözcük olarak üstü çizildi, sadece sözcüklerde 1945 yılı öncesinin ‘di’li geçmişli anlatımı olarak yer alması hedeflendi; üstü çizilen sözcükle anlatılan toplumsal halin bir daha “zuhur” etmemesi için uluslararası düzende “kuvvet kullanmak” da yasaklandı.

Diyeceğim o ki, ben savaşın sözcük olarak kullanılmaz olduğunu, kuvvete başvurmanın yasaklandığını; barışın ise olması gereken ve olması için çaba gösterilen olağan hal olarak belledim, öyle yetiştim. Ben ve benim gibi yetişenler kuvvete başvurmayı olağan hale aykırılık olarak gördük, hep olağan hal kabul edilen barışı savunduk.

Savaş sözcük olarak kullanılmazdı. Barış olağan toplumsal haldi. Kuvvete başvurma durumları ancak çok sınırlı “haklılık” hali varsa, o da kalıcı ve uzun süreli olmamak kaydıyla savunulabilirdi.

Zaman geçti, biz yetiştik, bizden sonra en az üç (belki dört) kuşak yetişti, dördüncü (belki beşinci) kuşak yetişiyor; savaş olağan toplumsal halin güvencesi, barış olağan toplumsal halin güvencesine karşı koyuş, kuvvet kullanmak hoşlanmadığımız topluluklara, benimsemediğimiz görüş ve inanç sahiplerine, kadına, çocuğa, LGBT başlığı altında etiketlediklerimize, istenmeyen toplantı ve gösterileri yapanlara, sinir bozucu basın açıklamaları ve konferans düzenleyenlere, kendini hak savunucusu ilan eden bilumum sabır taşırtıcılara, vb. karşı başvurulan güç anlamına kullanılıyor.

Yani her şey tersine döndü. Savaşı........

© Evrensel