We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Düşüncenin özgürlük serüveni

7 9 0
27.10.2019

Toplumsal yaşamın her anında bin türlü sayısız ilişki kurulur. Ve hukuk bu ilişkileri, ilişkinin taraflarını ‘kişi’ ve ‘eşya’ başlıklarıyla belirleyerek düzenler. Kişi bir kurgudur; ilişkinin öznesi (veya konusu) olabilen, ‘Hukukun o ilişkide belli bir şeyleri yapmayı ya da yapmamayı, kendi dışındakilerin belli bir şeyler yapmalarını ya da yapmamalarını talep etme yetisi ya da yeteneği bulunduğunu varsayan ve fiziki ya da kurgusal gerçeklikleri olan varlıklardır’. Eşya ise kurgusal değildir, evrende somutluğuyla var olan ve hukukun kişi olarak nitelemediği her türden tüm varlıkları ifade eder. Eşya ilişkinin öznesi olamaz, konusu olabilir.

Ve düşüncenin hukuk alanındaki serüveni böyle başlar: Düşüncenin maddesel gerçekliği var; onu ‘kişi’ diye kurgulayamasak bile ‘eşya’ başlığı altında, toplumsal yaşamda kurulan bir ilişkinin hukuken konusu olarak ele alıp o ilişki temelinde düzenleyebilir miyiz? Böyle yaparsak düşünceyi maddesel gerçekliği toplumsal yaşamda kurulan ilişkilerde biçimlenen bir varlık düzeyine indirgemiş, bir başka deyişle maddesel gerçekliğiyle anlamsal içeriğini aynılaştırmış oluruz. Bu durumda ‘düşünce özgürlüğü’ önermesi de, düşüncenin maddesel gerçekliğiyle var olmasını değil, anlamsal içeriğiyle toplumsal ilişkilerin hangisinde ne ölçüde ve hangi biçimde serbestçe dolanabileceğini anlatır; süslü püslü aldatıcı bir görüntüye büründürülmüş sözüm ona cazip bir söylem........

© Evrensel