Emperyalist diplomasideki trafik neyi ifade ediyor?

ABD Başkanı Donald Trump’ın 14-15 Mayıs’ta Çin’e yaptığı ziyaret uzun süre daha uluslararası diplomasinin tartışma konusu olmaya devam edecek. 

Öte yandan hafta başında son yılların yükselen gücü Hindistan’ın Başbakanı Narendra Modi de, Birleşik Arap Emirlikleri, Hollanda, İsveç, Norveç ve İtalya’yı kapsayan bir tura çıktı. Çok fazla dikkat çekmeyen ve üzerinde durulmayan Modi’nin Avrupa temasları, aynı zamanda yeni ortaklar arayışını ifade ediyor. Son durak olan İtalya’yı 26 yıl aradan sonra ziyaret eden ilk Hindistan başbakanı da Modi oldu.

Ve tabii ki, Trump’tan bir hafta sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 19-20 Mayıs’ta Çin’e yaptığı ziyaret de tartışılıyor.

Uluslararası basında üzerinde en fazla durulan elbette Trump ve Putin’in Pekin ziyaretleri oldu. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez iki ülkenin lideri bu denli kısa aralıklarla Çin’i ziyaret etti.

Toplamda bakıldığında Pekin’den Trump’ın elinin boş, Putin’in dolu döndüğü söylenebilir. Her iki ülkenin, yükselen güç Çin ile yakın gelecekte nasıl bir ilişki içerisinde olacağı emperyalist paylaşım mücadelesindeki saflaşma bakımından büyük bir önem arz ediyor. ABD’nin temel stratejisi Çin’in yükselişini durdurmak olurken, Rusya; Ukrayna savaşıyla birlikte içine düştüğü yalnızlığı aşmak, paylaşımdaki iddiasını sürdürebilmek için Çin’e ihtiyaç duyuyor. Çin’in de Rus petrolüne, doğal gazına ve pazarına ihtiyacı var. Rusya-Çin ticareti 2021’den bu yana iki katına çıktı. Ortak askeri tatbikatların sayısı da artıyor.

Şi’nin Trump’ın ziyareti sırasında verdiği mesajlarda da görülebileceği gibi Çin, ABD ile askeri olarak karşı karşıya gelmeyi mümkün olduğu kadar ertelemeyi tercih ederken, ihtiyaç duyduğu enerjiyi Rusya’dan temin etmeyi, ABD ve Avrupa’ya büyük ölçüde kapalı Rusya pazarını da kullanarak gücüne güç katmanın planlarını yapıyor.

İktidarda bulunduğu süre zarfında 25 kez Çin’i ziyaret........

© Evrensel