Sınıf, toplumsal eşitsizlikler ve deprem
Türkiye tarihinin en yıkıcı ve ölümcül depremlerinde hayatını kaybedenler hafta boyunca çeşitli anma programlarıyla anıldı. Mezarlıklar ziyaret edildi, toplantı ve çalıştaylar düzenlendi. Liderler simgesel içeriği güçlü programlarla deprem bölgesindeydi.
İktidar temsilcilerinin söylemi geçen yıllarda olduğu gibi bir başarı öyküsü olarak şekillendi. “asrın felaketi” olarak adlandırdıkları 6 Şubat depremlerinde yürüttükleri “inşa ve ihya” faaliyetlerini ve Türkiye’nin afet direncini nasıl artırdıklarını anlattılar. Muhalefetteki siyasetçiler, resmi rakamlara göre 50 binin üzerinde can kaybı verilen, milyonların evsiz kaldığı bu felakete ilişkin hazırlıksızlığı ve en kritik ilk günlerde desteğin gecikmiş oluşunu hatırlattılar. Uzayıp giden davalarda kollanan kamu görevlilerinden ve dokunulmayan müteahhitlerden bahsettiler. Deprem sonrasında yürütülen inşa ve yardım faaliyetlerindeki çarpıklıkları tartışıp, aradan geçen üç yılın ardından yaraların tam olarak sarılamadığını örnekleriyle gözler önüne serdiler.
Tüm bunlar olurken, iktidar sözcülerinin tamamında ve ana muhalefet temsilcilerinin çoğunluğunda deprem mağdurları arasındaki farklara kör kalan bir yaklaşımın egemen oluşu dikkat çekti. Her yıl olduğu gibi bu yıl da 6 Şubat depremlerinin mağdurları tek bir tanıma sığdırılmaya çalışıldı. ‘Deprem kurbanları’ denilerek başlanan cümlelerde bu kategori içindeki sınıf, cinsiyet, etnik köken, yaş, cinsel yönelim, fiziksel ve zihinsel yetenek düzeylerinden kaynaklanan ayrımlar ve ihtiyaçlar arasındaki farklar göz ardı edildi. Felaketin çeşitli boyutları tartışılırken, bazı sınıf ve kategorilerin diğerlerinden daha fazla etkilendiği ve daha kalıcı sonuçlarla........
