menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ahmaklık ve cehaletten beslenen emperyalizm

15 0
sunday

Venezuela’da Maduro’nun kaçırılışının hemen ardından, daha İran’la diplomatik görüşmeler sürerken ABD ve İsrail tarafından başlatılan saldırı tüm yıkıcılığıyla devam ediyor. Yıkım sadece İran ve bölge ülkelerindeki insan ve altyapı kırımıyla sınırlı değil. Yaşananlar kapitalist Batı’daki ahlaki aşınmayı ve insan hakları “şampiyonu” devletlerin sefaletini de görünür kıldı. Bu ülkelerdeki suç ortaklığına varan sessizlik ve ahmaklık düzeyine varan ikna olma hali üzerinde düşünülmeyi hak ediyor.

Geçtiğimiz hafta soykırımcı emperyalist saldırganlığın ‘kurumsallaşmış yalancılık ve yağma mekaniği’ üzerine Evrensel’de önemli bir yazı yayımlandı. Emperyalizmle mücadele kanallarını ve yalnızca liderlere odaklanarak sürdürülen değerlendirmeleri genişletmek açısından söz konusu yazıdaki tartışmayı devam ettirmekte fayda var.

Emperyalist iktidarların kendi kamuoylarını ikna sürecinde, saldırılan halklara dair üretilen yanlış algılar önemli yer tutar. Ancak onları uygarlıktan yoksun, cahil, hırsız, tembel, pis, cinselliğe düşkün ve benzeri biçimlerde tanımlamak bu ikna sürecinin tamamı değildir. Ülkesinin eşitlik, özgürlük, yasallık, insan onuruna saygı gibi ilkelere göre yönetildiğine inandırılmış merkez ülke yurttaşının, başka coğrafyaların halklarına yönelik sınırsız güç kullanımı, şiddet, işkence, hile, rüşvet ve sistemli yalan söylenmesi gibi uygulamalara ikna edilmesi daha sistemli ve karmaşık bir çabayı gerektirir.

Emperyalist ülke yurttaşının haksız savaşa onayının alınabilmesi için öncelikle medya ve akademi tarafından zehirli hikayeler üretilir. Bu hikayelerle eleştiri duygusu tahrip edilen yurttaşın kendisini özel bir misyonun, büyük bir hizmetin parçası olarak hissetmesi sağlanır. Egosu bu şekilde şişirilmiş olan birey, kolayca emperyalist nesnelliği kendisine ait bir durum olarak görmeye başlar. Evrensel geçerliliği olduğu iddia edilen değerlerin yalnızca kendisinin devleti/uygarlığı tarafından savunulduğuna ikna edilen kişi, çocuk ölümlerini, işkenceyi ve hileyi kabul eder hale gelir.

Emperyalist aklın kitlesel ahmaklığı kendi nüfusu içinde yaygınlaştırma sürecinde temel hak ve özgürlüklerin evrensel ilkeleri ihtiyaca uygun ayıklamalar yapılarak gündeme getirilir. İlkelere vurgu yapılan bir cümlenin “ama” ile başlayan devamında, yapılan haksızlıkları mazur gösterecek zorunluluklardan söz edilir. Kulak tıkanan vahşet ve sistemli kötülükler, saldırılan halka sağlanacak “refah ve demokrasi” ile açıklanır. Hatta savaştan "Tanrı'nın ilahi planının bir parçası" olarak söz edildiği bile olur. Bu şekilde yaratılan özgüven patlamasına paralel bir biçimde, emperyalist saldırganlığa ülke içinde karşı çıkanlar vatan haini ilan edilir.

Uygulanan vahşetin sonuçlarını yumuşatmak için saldırılan ülkelerde halk ile devlet arasında derin bir karşıtlık olduğu öne sürülür. O ülkenin nüfusunu devletten ayrı gösteren bir söylem üzerinden hem uygulanan ekonomik yaptırımların hem de askeri saldırıların halkı değil siyasal seçkinleri vurmak için yapıldığı, yalnızca onlara zarar verdiği duygusu yaratılmak istenir. Yapılan saldırılar, ‘meşru bir zorunluluk’ olarak sunulur. Bu yaklaşım doğrultusunda, yaşanan sivil ölümlerinin “arzu edilmeyen kazalar” olduğuna konforlu bir biçimde inanılır.

Emperyalist ülkenin sözde demokrasisinin fetişleştirilmesi kitlelerin emperyalist suçlara kör edilmesinde rol oynayan bir diğer önemli faktördür. Kendi ülkesinin “demokratik sistemi” ve kurumsal yapısının “mükemmelliği” illüzyonu ile uyuşturulan birey, “demokrasi götürürken” öldürmeyi anlayışla karşılar hale getirilir.

Tarihsel olarak savaşa ve baskıya dayanan sermaye birikimi ve sömürü aygıtı, bir yandan genişleyip yeni pazarları fethederken diğer yandan barış, uygarlık ve istikrar götürdüğü yanılsamasını sürdürmek istiyor. Bu yönelim, küresel kapitalist birikimin yolunu açan savaşı daha az görünür ve zorunlu kılma yönündeki çabaların önemli bir parçası. Emperyalist savaşın bu şekilde tanımlanması, kapitalizmin derin çelişkilerini örtme amacı taşıyor.

Bu nedenle, emperyalizmin ekonomik ve askeri boyutlarına ilişkin yapılan değerlendirmelerin emperyalist ahmaklaştırma ve meşrulaştırma çabalarının anlaşılması yönünde genişletilmesi gerekiyor. Emperyalistlerin egemenliği yerine halkların egemenliğini inşa etme yolunda, emperyalist ikna süreçlerinin hile ve tuzaklarını gün ışığına çıkaran meydan okumaların tam zamanı.

Emperyalist vahşeti ayakta tutan ideolojik temele meydan okumak; vahşet yapılanmasını güvence altına almak için oluşturulmuş ikna ve ahmaklaştırma mekanizmalarını deşifre etmek; emperyalizmin ürettiği “gerçek”liğin geri döndürülemez olduğu fikrini kararlı bir biçimde ve emekçilerin gündelik hayatına dokunan örnekler üzerinden açıklayarak reddetmek gerekiyor.


© Evrensel