Butlan kararı ve “dolar muhalefetinin” sınırları

CHP’ye dönük butlan kararıyla mevcut yönetimin görevden alınması, Türkiye’deki otoriter konsolidasyon sürecinde yeni bir dönüm noktasıdır. İktidarın hedefi açık: Ekonomik zorluklar nedeniyle kendi seçmen desteğinin azaldığı bir konjonktürde yapılacak seçimlere mümkün olduğunca parçalı bir muhalefet ile gitmek.

Bu kararın ekonomik, hukuki, siyasi ve kurumsal boyutları uzun uzun tartışılacaktır. Bu yazıda, farklı bir boyuta, butlan kararının ekonomik etkilerinden çok, bu etkiler üzerinden yeniden üretilen hatalı bir muhalefet refleksine odaklanacağım: Siyasi mücadeleyi piyasa tepkilerine havale eden “dolar muhalefeti”.

Siyasi şok, kontrollü müdahale

Konuya giriş yapmak için kısa bir özetle başlayalım.

Butlan kararının ekonomik etkilerini değerlendirmek için çok uzağa gitmeye gerek yok. 19 Mart 2025’teki İBB operasyonu sonrasında yaşananlar hâlâ hafızalarda. O dönemde güçlü bir döviz talebi ortaya çıkmış, TCMB rezervleri kullanılmış, ardından faiz artışı gelmişti. Etki ilk anda sert olmuş, fakat kısa süre sonra kontrol altına alınmıştı. Yapılan faiz artışlarına rağmen, enflasyon beklendiği gibi gerilememiş, ekonomi yönetimi daha yüksek faiz, daha sıkı likidite ve daha kırılgan rezerv dengesiyle yoluna devam etmek zorunda kalmıştı.

21 Mayıs kararından sonra da ilk tepki benzer oldu: Borsada düşüş, sermaye çıkışı ve risk algısında bozulma. Fakat bu kez dikkat çekici olan, TL’de 19 Mart’taki kadar sert bir hareketin yaşanmamasıydı. Bu, ekonomi yönetiminin hazırlıksız yakalandığı tezini zayıflatıyor. Aksine, karar sonrasında kurun kontrol altında tutulması, iktidarın siyasal ve ekonomik aygıtlarının bu sürece daha koordineli biçimde hazırlandığını gösteriyor. Bu nokta önemli, çünkü muhalefet içinde yaygın olan “ekonomi yönetiminin siyasi iktidardan ayrı, rasyonel ve özerk bir alanda çalıştığı” varsayımı da boşa düşürüyor.

Bu süreçte yaygın olarak dile getirilen “ekonomi yönetiminin haberi var........

© Evrensel