SEGBİS’te bu kadar ısrar niye? |
Gazeteciler büyük bir baskı altında… Gözaltılar, tutuklamalar, yargılamalar, sansür ve otosansür baskıları… İsteniyor ki yazmasınlar, çizmesinler, gizlenenleri ortaya çıkarmasınlar; söyleneni sorgulamadan doğru kabul etsinler.
Ama gerçekler öyle durup saklanmıyor. Bir şekilde ortaya çıkıyor. Ve o gerçeklerin peşinden gitmeye devam edenler de baskılara rağmen geri adım atmayan gazeteciler oluyor.
Bu gerçeklerin peşinde koşan gazetecilerden biri de Ankara’nın en iyi adliye muhabirlerinden olan Alican Uludağ… 20 Şubat’tan bu yana tutuklu. Hakkındaki suçlamalar ise artık neredeyse her gözaltında karşımıza çıkan aynı başlıklar: ‘Cumhurbaşkanına alenen hakaret’, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ ve ‘Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve kurumlarını aşağılama’…
Bu iddialarla Silivri Cezaevinde tutulan Alican Uludağ, 19 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor. Dosyası da İstanbul’dan ‘yetkisizlik’ kararıyla Ankara 57’nci Asliye Ceza Mahkemesine gönderildi.
Alican’ın duruşması 21 Mayıs’ta Ankara’da görülecek. Ancak savunmasını mahkeme salonunda değil, ses ve görüntü bilişim sistemi (SEGBİS) aracılığıyla ekran üzerinden yapması isteniyor. Belki de Alican’ın, bu iddianame karşısında hakimin yüzüne bakarak savunma yapmasından çekiniyorlar.
Çünkü ortada tuhaf bir tablo var… Ailesi Ankara’da, mahkemesi Ankara’da ama kendisi Silivri’de tutuluyor. İstanbul yargısı bile “Bizim yetkimiz yok” diyerek dosyayı Ankara’ya göndermişken, Alican’ın hâlâ İstanbul’da tutulmasının hukukla açıklanabilecek bir yanı yok. Bunun adı yalnızca eziyet. Kendisine de ailesine de… Babalarının hasretini çeken iki çocuğuna da… Hani ‘aile yılı’ydı ya…
Gazeteci meslek örgütleri ve meslektaşları günlerdir Alican’ın Ankara’ya........