Mutlak butlan kararı ve mücadelenin asıl sorusu

CHP’nin 38. Kurultayına ilişkin mutlak butlan kararı üzerine yürüyen tartışma, meseleyi yalnızca CHP yönetimi ile Saray arasındaki bir güç mücadelesine, yalnızca hukuk-hukuksuzluk eksenine sıkıştırdığı ölçüde eksik kalıyor. Çünkü bugün tartışılan şey bir kurultayın akıbetinden daha fazlası. Tartışılan; siyasal alanın sınırlarını kimin çizeceği, toplumsal muhalefetin hangi araçlarla denetim altına alınacağı ve halkın kendi iradesiyle siyaset yapma kanallarının ne ölçüde açık kalacağı meselesi.

Türkiye’de uzun süredir yargı tam da bu işlevle kullanılıyor: Tek adam rejiminin ihtiyaçlarına göre muhalefeti, siyaseti ve toplumsal yaşamı yeniden biçimlendiren bir müdahale aygıtı olarak.

Son on yılı aşkın döneme bakıldığında bunun sayısız örneği var: Kürt siyasetçilere dönük siyasi rehine pratiğine dönüşen yargı kararları, mühürsüz oyların geçerli sayılması, OHAL’in kalıcı yönetim biçimine dönüştürülmesi, seçim tekrarları, kayyım politikaları, grev yasakları, gazetecilerin, sendikacıların, doğa savunucularının mesnetsiz gerekçelerle cezaevine gönderilmesi…

Dolayısıyla bugün yaşananı tekil bir kurultay tartışması, hukukun ayaklar altına alınması anayasal hakların retorik düzeyde savunulması olmanın ötesine taşıyarak, iktidarın kriz koşullarında başvurduğu yönetme biçiminin devamı olarak ele almak gerekiyor. Nihayetinde hakların var oluşunun teminatı salt anayasal varoluşları değil, onları mümkün kılan mücadelenin devamlılığıdır.

Öfke siyasal arayışta

Bu son saldırı, gelişen işçi hareketine, sendikal mücadelelere, demokratik hak mücadelelerine, kontrol edilemeyen her toplumsal itiraz odağına dönük daha geniş bir siyasal hattın parçası.

Çünkü iktidar yalnızca oy kaybetmiyor; toplumsal rıza da kaybediyor.

Orta vadeli program adı altında ücretlerin baskılanması, vergi yükünün emekçilerin sırtına bindirilmesi, kamusal kaynakların sermayeye aktarılması, çalışma yaşamında güvencesizliğin derinleşmesi; hayat pahalılığı, barınma krizi ve geleceksizlikle birlikte toplumun geniş kesimlerinde ciddi bir hoşnutsuzluk biriktiriyor. Daha da ötesi, geniş halk kesimlerinin ekonomik zorlukları ve hoşnutsuzluklar siyasal bir arayış niteliğine bürünüyor.

İşçiler daha fazla fiili mücadeleye yöneliyor. Gençler tüm baskılara rağmen geleceksizliğe itiraz ediyor. Kadınlar hem yoksulluğa hem erkek egemen........

© Evrensel