Uğultulu Tepeler: Sınıfsal ‘arzu’ ve ‘öfke’ |
İlki 1939’da olmak üzere defalarca sinema ve televizyonu uyarlanan “Uğultulu Tepeler”, romanı büyük bir reklam kampanyasının ardından sinemalarda. Margot Robbie ve Jacob Elordi’nin başrolünde yer aldığı yapımın duyurulmasının ardından haklı sorular da ortaya atılmıştı: “Bu metinde anlatılmadık/ yorumlanmadık ne kaldı?”
Klasiğin klasik olması kısmı tam burada devreye giriyor. Bu eserler, ele aldıkları temalardaki kurucu metinler oldukları için tüm zamanlarda yeni yorumlara konu olabiliyorlar. 1847 yılında yayımlanan Emily Brontë’nin tek romanı ‘Uğultulu Tepeler’ (Wuthering Heights) türlü türlü yorumlamaya müsait bir metin zaten. Düşmüş bir toprak sahibi ailenin kızı Cathy ile, aileye evlatlık olarak gelen ‘ötekilerden’ bir çocuk olan Heathcliff arasındaki aşkın yıllara yayılan hikayesi roman. ‘Öteki’ çocuğun temsili her dönem için başka bir anlam taşır bir yandan da. Orijinal metinde Heathcliff’in kökeni (Çingene olduğu ima edilse de) tam olarak açık edilmez ama alt sınıflardan geldiği gerçeği ortadadır. Bu tanım aralığı modern çağdaki yorumlarda karakteri temsil etmede geniş bir alan sunar. Örneğin 1930’da stüdyo çağına uygun olarak klasik bir aşk hikayesi izleriz. 1992 tarihli Peter Kosminsky yorumunda çağın ruhuna uygun olarak ‘sınıfsallık’ dışlanır ve aşk-intikam ikiliğine indirgenir anlatı. 2011 tarihli Andrea Arnold yorumunda sınıfsallık daha belirgindir ama dönemin politikalarına yön veren ‘kimlik’ siyaseti öne çıkar. Filmde Heathcliff siyah bir çocuk olarak çıkar seyircinin karşısına. Evlatlık alındığı ailede geçen süre boyunca, gördüğü şiddet sömürge biçimlerine de göndermedir aynı zamanda! Buradaki ezilmişliğin ten rengiyle mi, sınıfsal kökeniyle mi olduğu muğlaklaşır.
Bugün itibarıyla gösterime giren yine uyarlama, “Anlatacak ne kaldı?” soruları........