We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Genişleyen ve daralan zamanlar

15 2 6
24.10.2020

Türkiye sinemasında 2000’li yılların başındaki yükselişin yatıştığı, gişe tarafı büyük bir krize girerken, ‘sanat sineması’nın da heyecan vermekten uzaklaştığı bir dönemde belgesel sinema ferahlık veriyor açıkçası. Son birkaç ay içinde çeşitli vesilelerle izlediğim “Maddenin Halleri”, “Kuyudaki Taş”, “Ah Gözel İstanbul” ve “Mimaroğlu” gibi yapımlar Türkiye’de belgesel sinemanın estetik olarak katettiği mesafeyi açıkça gösteriyorlar. Ki izleyemediklerim hakkında da benzer şeyler duyduğumu eklemeliyim.

Belgesel sinema konusunda kendimi uzman saymam ama hasbelkader film eleştirmenliğinin getirdiği bir sorumlulukla takip etmeye çalışırım. Son yıllara kadar Türkiye belgesel sinemasının hikaye açısından zengin ama estetik açıdan fakir bir sinema olduğunu düşünüyordum açıkçası. Ancak özellikle son yıllardaki cesaretli işler, risk alan ve belgeseli bir tür ‘sosyal sorumluluk projesi’ gibi algılamayan yönetmenler, işini bilen yapımcılar sayesinde kalitenin oldukça arttığını söylemek gerekiyor.

Bugün peş peşe izlediğim ve çok farklı zamanları, insanlar ve hatta kentleri anlatıyor olsalar bile izlerken aralarında tuhaf bağlantılar bulduğum, zamanı hem genişletip hem daraltan, bazen de birbirinin içine geçiren iki belgeselden bahsetmek istiyorum: “Ah Gözel İstanbul” ve “Mimaroğlu”.

Merve Kayan ile birlikte “Bu Sahilde” belgeselini, “Şimdi Herkes” adlı kısa filmi ve “Mavi Dalga” adlı uzun metraja imza atan Zeynep Dadak, 350 yıllık bir yolculuğa çıkarıyor seyirciyi. 1637-1695 yılları........

© Evrensel


Get it on Google Play