Futbolun zirvesi Katar’da toplanmışken, sizleri bu oyunun çok şey ifade ettiği küçük bir kasabaya götürmek istiyorum bu hafta. Wrexham, Liverpool’un güneyinde küçük bir Galler kasabası. Bu kasabayı özel yapan iki şey var. İlki 1807’de kurulmuş dünyanın en eski stadyumu Racecourse’a sahip olmaları. İkincisi de iki büyük Amerikan şöhretinin kentin aynı adı taşıyan köklü takımını satın aldıktan sonraki süreci anlatan belgeselin gördüğü ilgi.

Şu sıralarda Disney+’da gösterimi devam eden “Welcome to Wrexham” belgeseli günümüz futboluna dair çok şey söylüyor. Philadelphia’da doğup büyümüş “ER”, “Fargo”, “Law & Order”, “It's Always Sunny in Philadelphia” gibi dizilerle tanınan, oyuncu ve senarist Rob McElhenney’in bir biçimde futbol ilgisini çekiyor. Bu alana yatırım yapmayı düşünürken karşısına Galler’deki Wrexham futbol kulübü çıkıyor. Çünkü çok köklü bir futbol kenti, güçlü bir taraftarı var. Wrexham takımı Birleşik Krallık’ın en eskilerinden. Görkemli bir geçmişi var. Ancak değişen çağa ayak uyduramayıp hızla alt liglere doğru düşmüş. Belgeselin başladığı noktada profesyonel ligler ile amatör ligler arasındaki aşamada yer alıyor. Yani dördüncü ligde. Rob, takımı toparlamak için kendi tabiriyle “Hollywood starı” parasına ihtiyacı olduğunu fark ediyor ve Ryan Reynolds’u ikna ediyor. İkili ellerini taşın altına koyuyor böylece.

İzleyenler hatırlayacaktır, son yılların en iyi dizilerinden “Ted Lasso”, bir Amerikan futbolu hocasının İngiltere’de bir futbol takımının başına geçişiyle gelişen olayları anlatıyordu. Bu da biraz bu oyuna yabancı iki ‘iş insanı’nın süreçleri kavramasına anlatıyor. Hikayenin farklı alanlarda ilerliyor. İlki, Rob ve Ryan’ın kulübü ve futbol kültürünü kavramaya çalıştıkları, bu oyunun sandıklarından daha karmaşık olduğunu anladıkları süreç. Örneğin berabere kalmayı, alt lige düşmeyi ve en önemlisi taraftarları anlamaları hayli zaman alıyor. Artık birer müşteri haline dönüştürülmüş ABD’li sporseverlerden farklı olarak Galler’de futbol her şey. Küçük bir çocuktan, 90 yaşındaki bir teyzeye kadar herkes takımın akıbetiyle ilgileniyor. Haliyle, bir deplasman maçında rakip takım taraftarlarının yuhalamalarına, küfürlerine maruz kalınca şaşırıyorlar. Çünkü birer dünya yıldızı olarak ilgi göreceklerini düşünüyorlar.

Öte yandan kent de hikayenin merkezinde yer alıyor. Bir dönemin önemli maden kasabalarından birisi Wrexham. Kendi tabirleriyle “Gallerin merkezinde bir elmas”. Bir işçi sınıfı şehri. Ama tabii bu kent de Margaret Thatcher döneminin neoliberal saldırısından payını alıyor. Yoksullaşıyor, iş gücünün büyük kısmını kaybediyor. Bu takıma da yansıyor ve hızlı bir gerileme başlıyor. Belgesel, futbol takımının kenti hala bir arada tutan en önemli şey olduğunu da gösteriyor. Rob ve Ryan’ın buna tanıklık etmeleri meseleye bakışlarını da değiştiriyor haliyle. Daha kişiselleştiriyorlar kimi noktada…

Bitirirken, dikkatimi çeken bir noktaya da değineyim. Wrexham bir işçi kenti. Bu belgeselin her noktasında, kentteki insanlarla kurulan ilişkide kendisini belli ediyor. Futbol takımı da bu kültürün çok önemli bir parçası olarak kendisine yer edinmiş belli ki. Dikkatimi çeken iki büyük yıldızın kentin bu kimliği ile kurdukları ilişki. Ryan Reynolds ve Rob McElhenney takımla ve kentle kurdukları bağı tarif ederken ‘işçi sınıfı’ vurgusunu özellikle yapıyorlar. Ve her ikisi de işçi sınıfından geldiklerini ve takımla bağlarını güçlendiren şeylerin başında bunun geldiğini anlatıyor. Nihayetinde milyon dolarları olan artık birer sermayedar haline gelmiş iki kişiden bahsediyoruz. Burada şu anki sınıfsal durumlarından bağımsız olarak sınıfsallığın dildeki kullanımı dikkat çekiyor. Belirginleşmesi için Türkiye’den örnek verecek olursam. Misal bizde şöhret olmuş, zengin olmuş bir ‘sanatçı’ çıkıp ‘işçi sınıfından geldim’ demez. Yoksulluktan geldiğini söyler. Yani alt sınıflara, emekçi sınıflara ait olmak yoksullukla özdeşleştirilir ve kurtulunması gereken bir yermiş gibi anlatılır. Oysa burada sahiplenici hatta ayrıcalıklı bir durum olarak tarif ediliyor ‘işçi sınıfı’na ait olmak.

Rab ve Ryan’ın Wrexham’a yatırımları daha ne kadar sürer bilinmez. Çünkü ikinci sezon olmasına rağmen takımın durumu pek parlak görünmüyordu 11’inci bölümü bitirdiğimde. Yine de milyar dolarların konuşulduğu Dünya Kupası’nın atmosferinden çıkıp bu oyunu neden sevdiğimize dair tutunacak bir dal arayanlar için iyi bir öneri “Welcome to Wrexham”.

QOSHE - Futbola hoş geldiniz! - Şenay Aydemir
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Futbola hoş geldiniz!

36 4 15
03.12.2022

Futbolun zirvesi Katar’da toplanmışken, sizleri bu oyunun çok şey ifade ettiği küçük bir kasabaya götürmek istiyorum bu hafta. Wrexham, Liverpool’un güneyinde küçük bir Galler kasabası. Bu kasabayı özel yapan iki şey var. İlki 1807’de kurulmuş dünyanın en eski stadyumu Racecourse’a sahip olmaları. İkincisi de iki büyük Amerikan şöhretinin kentin aynı adı taşıyan köklü takımını satın aldıktan sonraki süreci anlatan belgeselin gördüğü ilgi.

Şu sıralarda Disney ’da gösterimi devam eden “Welcome to Wrexham” belgeseli günümüz futboluna dair çok şey söylüyor. Philadelphia’da doğup büyümüş “ER”, “Fargo”, “Law & Order”, “It's Always Sunny in Philadelphia” gibi dizilerle tanınan, oyuncu ve senarist Rob McElhenney’in bir biçimde futbol ilgisini çekiyor. Bu alana yatırım yapmayı düşünürken karşısına Galler’deki Wrexham futbol kulübü çıkıyor. Çünkü çok köklü bir futbol kenti, güçlü bir taraftarı var. Wrexham takımı Birleşik Krallık’ın en eskilerinden. Görkemli bir geçmişi var. Ancak değişen çağa ayak uyduramayıp hızla alt liglere doğru düşmüş. Belgeselin başladığı noktada profesyonel ligler ile amatör ligler arasındaki aşamada yer alıyor. Yani dördüncü ligde. Rob, takımı toparlamak için kendi tabiriyle “Hollywood starı” parasına ihtiyacı olduğunu fark ediyor ve Ryan Reynolds’u ikna ediyor. İkili ellerini taşın altına koyuyor böylece.

İzleyenler hatırlayacaktır, son yılların en iyi dizilerinden “Ted Lasso”, bir Amerikan futbolu hocasının........

© Evrensel


Get it on Google Play