Görünme ve varlık

Görünmeye aldırış etme,” diye yazar André Gide 1889’da Ahlaki Davranış Kuralları’nda. “Önemli olan yalnızca var olmaktır.” Bu konuda kendisine katılmadığımı söylemeliyim. Hele ki sosyal medyanın varlığı bu önermeyi neredeyse tümden yalanlıyor desek, yeridir. Hannah Arendt bu günden yarım yüzyıl önce dahi farklı bir önermeyle karşımıza geliyor Zihnin Yaşamı isimli ve 1973 Gifford Konferansına dayanan ve onu bu saygın etkinlikte konuşan ilk kadın yapan, zihni olağanüstü biçimde genişleten kitabında. Arendt, “görünme” kavramını varoluş deneyimimizin merkezine yerleştirir: “Eğer görünüşlerin alıcıları, yani orada sadece var olanı değil, onlara kaçış ya da arzu, onay ya da hoşnutsuzluk, suçlama ya da övgü biçiminde tepki verebilen, görünmek üzere olanı algılayabilen, tanıyabilen canlı varlıklar olmasaydı hiçbir şey görünemezdi; “görünüş” sözcüğü hiçbir anlam taşımazdı. Varlık ile Görünme çakışır… Bu dünyada, varoluşu bir ‘seyirciyi’ varsaymayan hiçbir şey ve hiç kimse yoktur. Başka bir deyişle, görünen her şey, tekil olarak var olamaz; var olan her şey, birisi tarafından algılanmak üzere vardır… Çoğulluk, yeryüzünün yasasıdır.

Geçtiğimiz günlerde iki ayrı alışveriş sitesinde pazarlanan tişörtleri ve insan hakları örgütlerinin bu tişörtlerle ilgili haklı tepkisini, bu tepkiye yapılan ürkütücü yorumları görünce görünme ve varoluş üzerine iki yazardan okuduklarımı hatırladım yeniden. Bir süredir “Beyaz Toros”........

© Evrensel