Ertelenemez barış

Hafta sonu iki şehir arasında gidip geldim. Cumartesi Gaziantep’te, Pazar Adana’da benzer soruları farklı salonlarda, farklı yüzlerle konuştuk: Barış nasıl toplumsallaşır?

Gaziantep’te daha çok sürecin kendisi, tıkanıklıkları, ihtimaller konuşuldu. Adana’da ise konuşma, gözaltında zorla kaybetmelere karşı mücadele haftasının açılışıyla birlikte, başka bir derinliğe taşındı. Çünkü barış, sadece geleceğe dair bir ihtimal değil; geçmişle ne yaptığımızla da ilgili. Kaybedilenlerin yokluğunda konuşulan her barış cümlesi eksik kalıyor.

Uzun yıllar boyunca barış, devletlerin kendi aralarında kurduğu bir denge olarak anlatıldı. Savaş biter, anlaşmalar imzalanır ve barış “İlan edilirdi.” Oysa bugün artık başka bir yerden konuşuyoruz.

Barış, bir insan hakkıdır.

2016 tarihli BM Barış Hakkı Bildirisi bunu açık biçimde tarif ediyor: Her insanın barış içinde yaşama hakkı vardır. Bu, pasif bir beklenti değil; talep edilebilir, savunulabilir, ihlal edildiğinde mücadele edilebilir bir haktır. Bu hakkın üç kritik boyutu var: İlki barış kültürüne erişim hakkı, ikincisi ise yapısal şiddetten arınma, yani insanca yaşama hakkı ve bunları gerçekleştirmek, gerektiğinde barışı savunmak için itiraz etme, yani sivil itaatsizlik hakkı…

Türkiye’de bu hakkın en görünür kullanım biçimlerinden biri “Barış Akademisyenleri” oldu. İmza attıkları için yargılandılar. Oysa yaptıkları........

© Evrensel