Reel kur ve rekabetçilik |
Türkiye’deki ekonomi tartışmalarının değişmez teması kurun kaç olduğu, olacağı ya da olması gerektiğidir. Burada bir iktisatçının hayatı boyunca en fazla duyduğu soruların başında sanırım “Dolar ne olur?” sorusu gelir. Genelde mevzubahis olan iktisatçıların “nominal kur” olarak adlandırdıkları kur, yani tabeladaki fiyattır. Ancak nominal kur tek başına pek bir şey söylemez. Çünkü paranın değeri sadece başka paralarla değil, esasen o parayla ne alabildiğinizle ilgilidir. İşte “reel efektif kur” tam bu noktada devreye girer. Reel efektif kur bir ülkenin ticaret yaptığı diğer ülkelerin para birimlerinden oluşan ağırlıklandırılmış bir sepete karşı enflasyon farklarından arındırılmış kurdur. TL’nin bu sepete göre ne kadar değerli (pahalı) ya da değersiz (ucuz) olduğunu gösterir.
Bu hesaplama yapılırken iki temel referans noktası vardır: Biri vatandaşın çarşı pazardaki durumuyla, yani yaşam maliyetiyle ilgilenen TÜFE bazlı (tüketici fiyat endeksi) reel kur; diğeri ise sanayicinin maliyet yapısını ve rekabetçiliğini yansıtan Yİ-ÜFE bazlı (yurt içi üretici fiyat endeksi) reel kurdur. Bu iki göstergeye dayalı reel efektif kur serilerini 1994 yılından başlayıp bu hafta açıklanan ocak 2026 verisine kadar aşağıdaki şekilde görebilirsiniz. Grafik uzun bir dönemi kapsıyor ve 2000’li yıllarda TL’nin reel olarak değerli seyrettiği, ithalatın patladığı, cari açığın genişlediği o dönemlerde bu iki seri, aradaki ufak farklara rağmen aynı eğilimi gösteriyordu. Ne var ki 2021 civarında işin rengi değişmiş ve iki gösterge birbirinden dramatik bir biçimde kopmuş durumda. Bu dönemde TÜFE bazlı reel kur (kalın çizgi), adeta serbest düşüşe geçerek TL’nin tarihi dip seviyelerinde, yani aşırı değersiz olduğunu işaret ediyor. Buna karşılık, sanayicinin maliyet yapısını yansıtan Yİ-ÜFE bazlı reel kurdaki (kesikli çizgi) gevşeme çok daha sınırlı kalmış durumda. Kalın çizginin dibe vurması içeride alım gücünün çöküşünü resmederken, kesikli çizginin yukarıda kalması, üretim maliyetlerinin o kadar da düşmediğini gösteriyor.
Peki bu kopuşun arkasında ne var? İlk akla gelen ve sıklıkla dillendirilen gerekçe veri kalitesiyle ilgili. Bu dönemde TÜİK’in enflasyon hesaplarının şüpheli hale geldiği hatırlanırsa, TÜFE’nin gerçekte olduğundan daha düşük açıklanmasının TL’nin reel olarak olduğundan daha değersiz görünmesine yol açmış olması mümkün. Dolayısıyla burada bir ölçüm yanılsamasından bahsedebiliriz. Ancak iki seri arasındaki........