Mutlak butlanın politik ekonomisi

Mutlak butlan kararı duyulur duyulmaz, bunun siyasi sonuçları kadar ekonomiye etkilerinin ne olacağı da tartışılmaya başlandı. Ekonomistler hızla borsaya ne olur, kur nereye gider, Merkez Bankası ne yapar, Şimşek’in bundan haberi var mıydı türünden yorumlara girişti. Görünen o ki Merkez Bankası’nın ve muhtemelen Varlık Fonu’nun müdahaleleriyle hafta ciddi bir sorun yaşanmadan kapatıldı. Fakat bu kararın orta ve uzun vadeli siyasi etkilerini de ekonomik sonuçlarını da öngörmek için erken olduğu kanaatindeyim. Ekonomik tahminler, genellikle, bilmediğimiz şeyleri biliyormuş gibi yapmaktan başka bir şey değildir. Hele siyasi belirsizliğin, jeopolitik risklerin ve finansal kırılganlıkların bu kadar iç içe geçtiği bir ortamda, birkaç günlük piyasa hareketlerinden yola çıkarak tahminde bulunmak yanıltıcı olur.

Yine de birkaç noktanın net olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi ve en önemlisi, bütün bu yapılanlar yalnızca belirli bir siyasi düzeni değil, aynı zamanda belirli bir ekonomik düzeni korumaya dönük. Bu nedenle meseleyi yalnızca “piyasalar bu karara nasıl tepki verir?” sorusuna sıkıştırmak yanıltıcı olur. Asıl soru, böyle bir siyasi kararın hangi ekonomik düzeni ayakta tutmaya yaradığıdır. Çünkü Türkiye’de son yıllarda siyasal alan daraldıkça, ekonomik alan da daha dar bir sermaye çevresi lehine yeniden düzenleniyor. Emeğin ucuzlatıldığı, doğanın metalaştırıldığı, kamu kaynaklarının belirli sermaye gruplarına aktarıldığı ve rantın üretken yatırımların önüne geçtiği bir ekonomik düzenle karşı karşıyayız. Bu düzende yüksek enflasyon kalıcılaşıyor, geniş kesimlerin alım gücü düşüyor, işsizlik yaygınlaşıyor. Kamu kaynakları teşvikler, garantiler, ihaleler, vergi afları ve benzeri kanallar üzerinden belirli kesimlere aktarılırken, geniş toplum kesimleri yüksek fiyatlar ve düşük reel ücretler arasında sıkışıyor. Ülkenin neredeyse tamamı maden sahası ilan edilip yerli ve yabancı şirketlerin kullanımına açılıyor. Doğa varlıkları, kentler, enerji alanları ve kamusal kaynaklar giderek daha fazla sermaye birikiminin doğrudan konusu haline getiriliyor. Gelir ve varlık eşitsizliklerindeki artış ise bu düzenden sadece dar bir zümrenin faydalandığını açıkça gösteriyor. Böyle bir ekonomik düzenin güçlü bir muhalefet, demokratik denetim, yaygın sendikal örgütlenme, bağımsız yargı, özgür basın ve etkin yerel........

© Evrensel