Cehenneme bile kabul edilmeyenler

TÜİK’in hanehalkı işgücü araştırması sonuçlarına göre mart ayında işsiz sayısı bir önceki aya göre 96 bin kişi azalarak 2 milyon 873 bine düştü ve işsizlik oranı yüzde 8.1’e geriledi. Bu oldukça yüksek bir oran olmasına rağmen ekonomi yönetimi tarafından bir başarı olarak sunuladursun yayımlanan verilerin içinde çok daha düşündürücü bir gösterge bulunuyor. Zaman zaman “geniş tanımlı işsizlik” olarak da adlandırılan atıl iş gücü oranı yeniden yüzde 30’un üzerine çıkarak yüzde 31.5’e ulaşmış durumda.

Bu iki oran arasındaki farkı hatırlatmakta fayda var. İşsizlik oranı, aktif olarak iş aradığı halde iş bulamayanların iş gücü içerisindeki oranını gösteriyor. Atıl iş gücü oranı ise, işsizlere ek olarak potansiyel iş gücünü ve zamana bağlı eksik istihdamı da hesaba katıyor. Potansiyel iş gücü, iş aramadığı halde çalışmak isteyen ve kısa sürede işbaşı yapabilecek olanları ya da iş aradığı halde kısa süre içinde işbaşı yapamayacak durumda olanları kapsıyor. Zamana bağlı eksik istihdam ise kısmi zamanlı çalıştığı halde daha fazla çalışmak isteyen ve buna hazır olanları içeriyor. Dolayısıyla bu iki oran arasında fark olması normal. Fakat grafikte de açıkça görüldüğü üzere bu fark son yıllarda giderek açılıyor. Yani işsizlik oranı düşerken, işsizlik sorunu ortadan kalkmıyor, tam tersine biçim değiştirerek ağırlaşıyor. İnsanlar ya iş aramaktan ümitlerini kesiyor ya da kısmi zamanlı işlerle yetinmek zorunda kalıyor ve geçinebilmek için düşük ücretli, güvencesiz, düzensiz işlere razı oluyor.

Eğer bu verilerde ciddi bir ölçüm sorunu yoksa ortada oldukça vahim bir tablo var. Birincisi, hemen hemen üç senedir uygulanan yüksek faiz politikası, enflasyonu hedeflenen seviyelere indirmekte başarılı olamadığı gibi kitlesel işsizliğin artmasına da eşlik etmiş görünüyor. Ekonomi yönetimi uzun süredir talebi baskılamaya, kredi koşullarını sıkılaştırmaya, ücretleri düşük tutmaya ve dış sermaye girişlerini teşvik edecek bir makroekonomik çerçeve kurmaya çalışıyor. İşsizlik oranına bakıldığında tam olarak görülmese de atıl iş gücü oranı bu programın toplumsal maliyetinin giderek ağırlaştığına işaret ediyor.

İkincisi, bunlar mart verileri. Dolayısıyla son dönemde yoğunlaşan savaş ve jeopolitik gerilimlerin enerji fiyatları, dış ticaret, sermaye hareketleri, turizm gelirleri ve beklentiler........

© Evrensel