Kaz Dağlarından Kozak’a uzanan yıkım koridoru
Kuzey Ege’nin yaşam damarları üzerinde, Kaz Dağları ekosisteminin güney uzantısı Madra Dağı’nda, TÜMAD Madencilik “kapasite artışı” maskesiyle devasa bir orman kıyımına hazırlanıyor. 26 Şubat 2026’da Ankara’da yapılacak İDK toplantısında, 1100 hektara yaklaşan orman arazisinin siyanürlü maden sahasına dönüşümü oylanacak. Proje sadece İvrindi’yi değil; Kozak Yaylası sınırına dayanan ruhsat sahasıyla tüm bölgenin biyoçeşitliliğini ve su rejimini tehdit ediyor.
Balıkesir İvrindi’de, Değirmenbaşı ve Küçükılıca köylerinin hemen yanı başında faaliyet gösteren TÜMAD Madencilik San. ve Tic. AŞ mevcut yıkımı katlayacak “altın ve gümüş maden ocağı ve cevher zenginleştirme tesisi kapasite artışı” projesi için son viraja girdi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığında 26 Şubat 2026 tarihinde toplanacak İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK), bölgenin kaderini belirleyecek kararı verecek.
Ancak masadaki dosya, sadece bir “kapasite artışı” değil; Kaz Dağlarından Kozak Yaylası’na uzanan hassas ekosistem zincirinin ortasına vurulacak devasa bir neşter niteliğinde.
Ortalama 250 bin ağaç yok olacak
Şirketin hazırlattığı ÇED raporundaki veriler, yaklaşan tehlikenin boyutunu itiraf ediyor. Proje kapsamında madencilik faaliyetlerinin yürütüleceği fiziki kullanım alanı 1097.67 hektara ulaşıyor. Daha vahim olan ise; kapasite artışına konu olan 452.44 hektarlık yeni alanın tamamının orman arazisi olması. Bu miktar bir alanda yapılacak madencilik sonucu kaç tane ağaç kesilebileceğine ilişkin rakamlar ise bölgedeki ağaç yoğunluğuna göre değişse de tahmini olarak 135 bin ile 361 bin arasında değişiyor. Bununla birlikte çok önemli bir orman ekosistemi daha yok olacak. Bölgenin akciğerleri olan karaçam ormanları, meşelikler ve maki toplulukları, devasa açık ocaklar, pasa dağları ve siyanürlü yığın liçi alanları için tıraşlanacak.
Kozak Yaylası tehdit altında
4 bin 758 sayfalık ÇED raporunun satır aralarında gizlenen en çarpıcı detaylardan biri, maden sahasının bölgenin en kıymetli ekosistemlerinden biri olan ve bilim insanları tarafından “ekolojik hassas bölge” diye nitelenen Kozak Yaylası ile olan teması. Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün görüş yazısına göre, maden ruhsat sahasının bir kısmı, İzmir il sınırları içinde kalan “Kozak Yaylası-sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” içerisinde kalıyor.
Fıstık çamları ve kendine has ekosistemiyle dünya çapında bir değer olan Kozak Yaylası, halihazırda taş ocakları ve madenlerin baskısı altındayken, TÜMAD’ın genişleme sahası bu hassas koruma kalkanını delme potansiyeli taşıyor. Proje sahası aynı zamanda Kaz Dağları Milli Parkı’na kuş uçuşu 29.6 km mesafede bulunarak, bölgenin ekolojik bütünlüğü üzerindeki baskıyı artırıyor.
İki farklı su havzasına siyanür tehdidi
Madenin konumu, hidrolojik açıdan tam bir felaket senaryosu. ÇED raporuna göre saha, Kuzey Ege Havzası ile Susurluk Havzası’nı birbirinden ayıran su bölüm hattı üzerinde kurulu. Yani burada yaşanacak bir sızıntı veya kirlilik, iki farklı havzayı aynı anda zehirleme potansiyeline sahip.
Bölgenin can damarları olan Madra Deresi, Kocaçay ve Karadere, projenin doğrudan etki alanında. Raporda, maden atıklarını oluşturan pasaların bir kısmının asit kaya drenajı (AKD) oluşturma riski taşıdığı, yani sülfürlü kayaların hava ve suyla temasıyla asit üreterek ağır metalleri su kaynaklarına taşıyabileceği kabul ediliyor. Şirket, “Önlem alacağız” dese de, açık ocakların işletme sonrasında devasa göllere dönüşecek olması ve yer altı suyu seviyesinin “susuzlaştırma” adı altında düşürülmesi, bölgenin su rejimini geri dönülemez şekilde değiştirecek.
Biyoçeşitlilik kıyımı
Madra Dağı, sadece ağaçlardan ibaret değil. Proje sahasında yapılan çalışmalarda, Türkiye’ye özgü 5 endemik bitki türü tespit edildi. Bunlar arasında “bulut çiğdemi” ve “doğu iplikçiği” gibi nadir türler var. Literatür verilerine göre sahada bulunma ihtimali olan ve nesli kritik tehlikede (CR) olan “Kaz Dağları şebboyu” (Matthiola trojana) gibi türler ise maden sahasının tehdidi altında.
Fauna açısından durum daha da kritik. Bölge, uluslararası koruma statüsüne sahip şah kartal, üveyik ve kara leylek gibi türlerin yaşam ve göç alanı. Ayrıca karaca, kurt ve çakal gibi büyük memeliler ile Bern Sözleşmesi ile korunan sucul canlılar, madenin gürültüsü, tozu ve habitat parçalanmasıyla karşı karşıya.
Bununla birlikte tarihi Mysia bölgesi (Günümüzde Balıkesir ili merkezli olup, Manisa, İzmir, Kütahya, Bursa ve Çanakkale illerinin bir kısmını da kapsar) sınırlarında kalan maden sahasının yakın çevresinde, Deliklitaş Kaya Sunağı ve Asar Kale gibi tescilli kültür varlıkları bulunuyor.
Balıkesir - Çanakkale hattı delik deşik!
ÇED raporunda, 10 km yarıçaplı alanda başka madenlerin “faaliyette olmadığı” iddia edilerek kümülatif etkinin önemsiz olduğu savunulsa da, bölge gerçeği çok farklı. Balıkesir-Çanakkale hattı; TÜMAD’ın İvrindi ve Lâpseki işletmeleri, bölgedeki sayısız taş ocağı, RES projeleri ve diğer metalik maden ruhsatlarıyla adeta delik deşik edilmiş durumda.
Her proje kendi ÇED raporunda “Tek başına etkisi az” diyerek izin alıyor; ancak Kaz Dağları, Madra Dağı ve Kozak Yaylası üçgenindeki toplam tahribat, bölgenin ekolojik direncini kırmış durumda. İvrindi’deki bu kapasite artışı, bu kümülatif yıkıma devasa bir halka daha ekliyor.
EBRD ve ‘yeşil’ finansman çelişkisi
TÜMAD, projelerini Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) finansmanıyla yürütüyor ve uluslararası standartlarda (Kategori A) çalıştığını iddia ediyor. Ancak geçmişte EBRD şikayet mekanizmasına başvuran 372 köylü, maden yüzünden meraların yok olduğunu, hayvancılığın bitme noktasına geldiğini ve su kaynaklarının kirlendiğini dile getirmişti. Köylüler bankanın denetimlerine rağmen suya erişimlerinin kısıtlandığını, “Ormandaki otlatma alanlarının maden sahası olmasıyla geçim kaynaklarını kaybettiklerini” belirterek uluslararası bankanın “kalkınma” kredilerinin aslında yerel bir yıkımı finanse ettiğini dile getirdiler.
Buna karşı şirket, meraların “Yeni ÇED alanında olmadığını” savunsa da, orman vasfındaki alanların fiilen otlak olarak kullanıldığı ve köylünün yaşam alanının daraldığı gerçeği değişmiyor.
26 Şubat’taki İDK toplantısına, sadece bir şirketin kapasite artışı talebi değil, Madra Dağı’nın suyunun, ormanının ve kurdunun, kuşunun yaşam hakkı sınavı gibi bakmak gerekiyor. Bakanlığın, tamamen orman üzerine kurulu, su havzalarının tepesindeki bu projeye ilişkin vereceği karar, 2026 yılında COP 31 İklim Konferansına ev sahipliği yapacak olmakla övünen Türkiye’nin çevre koruma politikasının da turnusol kağıdı olacak.
TÜMAD Madencilik: Nurol Holdingin altın devine dönüşümü
TÜMAD Madencilik Sanayi ve Ticaret AŞ Türkiye’nin en büyük holdinglerinden biri olan Nurol Holdinge ait. Nurol Holding, Çarmıklı Ailesi (Nurettin, Erol ve Oğuz Çarmıklı) tarafından yönetilirken, holding, savunma sanayi (Nurol Makina, FNSS), inşaat (Nurol İnşaat) ve turizm gibi stratejik sektörlerde faaliyet gösteriyor. TÜMAD’ın, şu an iki ana merkezde devasa altın-gümüş işletmeleri bulunmakta:
** Lâpseki Altın ve Gümüş Madeni (Çanakkale): Yeni yapılan Çanakkale 18 Mart Boğaz Köprüsü manzaralı altın madeni, şirketin ilk büyük projesi durumunda. Maden, sürekli kapasite arttırarak 2017 yılından bu yana üretim yapmakta.
** İvrindi Altın ve Gümüş Madeni (Balıkesir): Madra Dağı’nda yer alan bu işletme, son kapasite artışı projesi ile 1100 hektarı aşan devasa bir alana yayılmaya hazırlanıyor.
Şirketin ayrıca Ege ve Marmara bölgeleri başta olmak üzere Türkiye genelinde çok sayıda metalik maden arama ruhsatı bulunmakta.
Alamos Gold’tan 470 milyon dolara satın aldı
TÜMAD’ın son bir yıl içerisinde yaptığı hamleler Türkiye madencilik sektöründeki dengeleri de değiştirdi.
Şirket Kaz Dağı’ndaki büyük direnişle gündeme gelen Kanadalı Alamos Gold’un Türkiye’deki tüm varlıklarını (Doğu Biga Madencilik) 470 milyon dolar karşılığında satın aldı. Bu hamleyle Kirazlı, Ağı Dağı ve Çamyurt projeleri doğrudan TÜMAD’ın kontrolüne geçti. Bu satın alma ile Alamos Gold’un Türkiye aleyhine açtığı 1 milyar dolarlık uluslararası tahkim davası da geri çekildi.
Ziraat’tan çiftçiye yok, TÜMAD’a çok
TÜMAD’ın en dikkat çekici özelliği ise projelerini Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve Ziraat Bankası gibi kurumlardan aldığı kredilerle finanse etmesi. Çiftçiye gelince “Para yok” diye kredi vermeyen Ziraat Bankası tarımla alakası olmayan, tam aksine tarımsal üretime büyük zararlar veren madencilik sektöründeki TÜMAD’a ise milyonları bir kalemde akıtıyor.
