Antik liman üzerine milyon tonluk dolgu |
Bağ kokulu rüzgarla şekillenmiş, kendine has mimarisi, kalesi ve tertemiz koyları ile yıllardır bir turizm odağı haline gelen Kuzey Ege’nin incisi Bozcaada, son günlerde adanın çehresini derinden etkileyecek devasa bir projeyle gündemde. Antik çağlardan bu yana denizcilerin sığınağı olan bu narin ada, şimdilerde Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından projelendirilen, yaklaşık 1000 gün sürecek, 2027 yılı sonunda bitirilmesi hedeflenen dev bir liman genişletme ve mendirek inşasının eşiğinde.
Bozcaada, namıdiğer Tenedos, Tunç Çağı’ndan itibaren Karadeniz ve Ege arasındaki deniz ticaretinin en stratejik noktalarından biri olmuş. Adanın tarihi Çanakkale Boğazı’nın girişindeki stratejik konumu nedeniyle MÖ 3000’lere, Erken Tunç Çağı’na kadar uzanıyor. Troya Savaşlarının yaşandığı Geç Tunç Çağı’nda ise ada kilit bir rol oynamış. Homeros’un İlyada destanında, Akha donanmasının Troya’ya saldırmadan önce gemilerini Bozcaada’nın koylarında (Özellikle Troya’nın görüş alanı dışındaki güney/batı sahillerinde) gizlediği ve burayı bir üs olarak kullandığı anlatılır.
Antik coğrafyacı Strabon, eserlerinde Tenedos’tan bahsederken adada bir Aiol kenti, bir Apollon Smintheus Tapınağı ve kente ait iki adet liman bulunduğunu aktarır. Günümüz araştırmacıları, Strabon’un bahsettiği bu limanlardan birinin bugünkü ana liman, diğerinin ise onun biraz güneyinde yer alan doğal ve korunaklı Poyraz Limanı olduğunu değerlendirmektedir. Ayrıca, Bozcaada Kalesi’nin hemen arkasında kalan koyun da eski çağlarda gemiler için doğal bir demirleme ve sığınma alanı olarak kullanıldığı düşünülmekte. Yüzyıllar içinde rüzgar ve erozyon gibi toprak hareketlerinin taşıdığı alüvyonlarla antik liman havzalarının dolduğu da arkeolojik verilerle desteklenmekte.
Bozcaada’nın güzelliği sadece şirin taş binalardan, dar sokaklarından veya bağlarından değil, sularının altındaki zenginlikten de gelir. Bilimsel ve arkeolojik araştırmalar, adanın tarih öncesi dönemlerden beri kullanılan antik limanının, tam da bugün feribotların yanaştığı modern limanla aynı mevkide bulunduğunu ve antik kalıntıların modern liman yapısının altında yattığını göstermektedir. Üstelik ada kıyılarında henüz gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen birçok batık ve su altı zenginliği de bulunmakta.
Su altı tarihi mirasına zarar endişesi
Adanın mevcut limanının genişletilmesi projesine göre, mevcut ana mendirek 195 metre uzatılacak ve güney kesimine 165 metrelik yeni bir tali mendirek inşa edilecek. Hazırlanan proje tanıtım dosyasında (PTD) 1. derece sit alanı olan tarihi Bozcaada Kalesi’nin tam önüne dokunulmayacağı ve deniz dolgusu yapılmayacağı belirtiliyor. Ancak, denizin içine devasa bir hacimde, 389 bin metreküpün üzerinde (yaklaşık 1 milyon tonu aşan) bir dolgu malzemesi dökülecek. Kale önü korunsa da, bu boyuttaki bir müdahalenin antik liman bölgesine ve henüz tam olarak haritalandırılmamış su altı tarihi mirasına verebileceği zararlar haklı bir endişe yaratıyor.
Bu devasa proje, sadece tarihi dokuyu değil, adanın hassas deniz ekosistemini de yakından ilgilendiriyor. Projenin inşası için kapsamlı bir çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) raporu hazırlanmadığı gibi süreç bunun yerine 2018 yılına ait proje tanıtım dosyası üzerinden yürütülüyor. Yapılacak imalatlarda toplamda 650 bin ton taş ve 150 bin metreküp beton kullanılacağı açıklandı. Bazı kaynaklarda deniz yapıları ve dolgu için 570 bin ton taş kullanılacağı da belirtilmekte.
Bu denli büyük bir hafriyatın ve betonlaşmanın denizle buluşması, adanın su altı yaşamı için ciddi soru işaretleri barındırıyor. Konuyla ilgili yapılan uyarılarda, liman içi su sirkülasyonunun bozulması, deniz ekosisteminin ve bölgedeki canlı yaşamının ciddi zararlar görmesi riskine dikkat çekiliyor. Yetkililer projede su sirkülasyonunu sağlamak için kanallar açılacağını belirtse de, denizin kalbine dökülecek yüz binlerce tonluk malzemenin kıyı biyolojisinde bırakacağı kalıcı etkiler göz ardı edilemeyecek kadar ciddi.
Bozcaada’nın en büyük dertlerinden biri, yaz aylarında adanın kapasitesini aşan kitle turizmi ve bunun yarattığı trafik kaosudur. Projenin ilk başlarında, Kırmızı Fener mevkii yakınlarına yeni bir iskele ve bağlantı yolu yapılarak, feribottan inen araçların şehir merkezine girmeden doğrudan adayı terk etmesini sağlayacak bir baypas sistemi öngörülmüştü.
Ada trafiğini rahatlatacak adım yok
Ancak, ihalenin tamamlanmasının ardından ortaya çıkan detaylara göre; ada trafiğini doğrudan rahatlatması beklenen ve adalıların dört gözle beklediği bu kritik rampa çalışması ihale kapsamına alınmadı. Yani, denize devasa oranda dolgu yapılacak ama yazın adayı felç eden, egzoz dumanı ve gürültü yaratan araç trafiği o güzelim tarihi sokaklarda kalmaya devam edecek. Üstelik, genişletilen bu projenin mevcut balıkçı teknesi ve yat kapasitesini de artırmayacağı resmi makamlarca ifade ediliyor.
Bozcaada, sadece yaz aylarında tüketilecek bir tatil dekoru değil; deniziyle, bağlarıyla, rüzgarıyla ve kendi içindeki samimi komşuluk ilişkileriyle başlı başına yaşayan, nefes alan bir değerdir. Elbette adanın ulaşım altyapısının iyileştirilmesi, fırtınalı havalarda limanın güvenliğinin sağlanması büyük bir ihtiyaç. Fakat bunu yaparken, adanın denizine yüz binlerce ton taş yığmanın, trafik sorununu çözecek asıl çözüm yollarını ihale dışı bırakmanın, lodoslu havalarda Geyikli’den adaya kalkacak vapurların yanaşmasına olanak vermeyen Geyikli İskele’sindeki soruna yönelik herhangi bir adım atmamanın ve en önemlisi suyun altındaki antik tarihi riske atmanın ne derece doğru bir adım olduğu ciddi bir tartışma konusu olmuş durumda.
Bu hassas konunun, “Biz yaptık oldu” mantığı içinde değil, başta ada halkı olmak üzere bilim insanları, arkeologlar, kent plancıları ve ilgili tüm tarafların işin içinde olduğu bir ortak anlayış ve bilimsel yaklaşımla çözüme kavuşturulması gerekiyor.