Kamu yararı mı, rant transferi mi? |
Cumhurbaşkanlığının 11079 No’lu kararı ile 55 taşınmaza resmen el koyuluyor. Türkiye’de son yıllarda hız kazanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla kamulaştırma uygulamaları, mülkiyet hakkı ve kamu yararı tartışmalarını yeniden alevlendirmiş durumda. Adıyaman’dan, Uşak’a kadar Türkiye’nin dört bir yanında mülkiyetleri maliye hazinesine ait olan 55 adet taşınmaz üzerindeki yapılar da dahil olacak şekilde özelleştirme kapsamına alınıyor. Bu tartışmaların en güncel örneklerinden biri, 11079 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile toplam 55 taşınmazın kamulaştırılmasıdır. Bu taşınmazlardan biri de İstanbul Kadıköy ilçesi Mecidiye Mahallesi’nde bulunan 984 ada 10 parseldir. Üzerindeki yapıların tamamı tarihi eski eser olarak tescilli ve bu günkü kullanımı ile Koşuyolu Hastanesine ait yer. Kadıköy’ün en değerli bölgesinde ve rantı en yüksek olan bir yer. Kadıköy ilçesi, İstanbul’un en yüksek gayrimenkul değerine sahip bölgelerinden biridir. Ulaşım akslarına yakınlığı, ticari potansiyeli, kentsel dönüşüm baskısı nedeni ile yatırımcıların yoğun ilgisi içindedir. Bu karar, yalnızca teknik bir kamulaştırma işlemi değil; aynı zamanda kent hakkı, mülkiyet hakkı ve planlama politikaları açısından kritik bir eşik olarak değerlendirilmelidir.
Türkiye’de kamulaştırma işlemleri, esas olarak 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında yürütülür. Ancak son yıllarda sıklıkla başvurulan yöntem “acele kamulaştırma”dır. Bu yöntem normalde, savaş, doğal afet, acil altyapı ihtiyaçlar gibi durumlar için öngörülmüştür. Ancak uygulamalara bakıldığında, kentsel dönüşüm, büyük altyapı projeleri ve özel sektör yatırımları için de kullanılmaktadır.
Kadıköy gibi merkezi ve yüksek değerli bir bölgede bulunan bir parsel için “acelelik” gerçekten hangi kamu ihtiyacına dayanmaktadır? Bu alan bir kamu projesi için mi kullanılacak? Yoksa daha sonra farklı bir kullanım (örneğin özel yatırım) için mi devredilecek?
Kamulaştırmanın temel dayanağı kamu yararıdır. Ancak Türkiye’de özellikle son 20 yılda bu kavramın içeriği tartışmalı hale gelmiştir. Kamu yararı tamamen rant üretim aracına dönüştürülmüştür. Kamulaştırma yalnızca mülkiyet devri değildir; aynı zamanda, insanların yaşam alanlarının değişmesi, yerinden edilme, sosyal dokunun bozulması anlamına da gelir. Tüm bu uygulamalarda bölge sakinlerinin sürece katılımı sağlandı mı? Alternatif çözüm yolları değerlendirildi mi? Şeffaflık ve denetim mekanizmaları işletildi mi?
Aslında son yıllardaki uygulamalara baktığımızda, İstanbul’un birçok merkezi bölgesinde, kıyı alanlarında, sanayi dönüşüm bölgelerinde benzer kamulaştırma kararları alınmıştır. Bu durum merkezi idarenin, yerel planlama süreçlerine müdahalesi ile tekil bir uygulamadan ziyade politik bir eğilime yönelmiştir. Burada acil gereken, ‘Acele kamulaştırma’ yeniden sorgulanmalı, Cumhurbaşkanlığı kararları yargı denetimi açısından tartışılmalı, konu şeffaf bir şekilde kamuoyunda paylaşılmalı ve yerel yönetimlerin de rolü sınırlanmamalıdır.
Türkiye üzerinde planlama rejiminin kime göre, hangi gerekçelerle, nasıl dönüştürüldüğü açıkça görülmektedir. Hukukun üstünlüğünün, mülkiyet hakkının, kamu yararı kavramının, nasıl yorumlandığı bu örnekte de ortadadır. Kamulaştırma gerçekten kamu yararı için yapılıyorsa, açık, denetlenebilir ve katılımcı bir süreçle yürütülmesi gerekir. ‘Acele’ kime ve neye göre alınmıştır? Politik ve ekonomik bir tercih olarak alınan bu kararların ‘Kamu yararı’ adı altında Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile tek elden uygulanıyor olması, Türkiye’deki demokrasinin, hukukun üstünlüğünün de tartışılması anlamına gelir.