Coğrafya bazen kader değildir
Şampiyonlar Ligi’nin lig aşamasında ilk 24’e girip playoff turuna kalmayı başaran Bodo/Glimt, Avrupa’nın devler liginde artık tek gecelik bir sürpriz muamelesi görmüyor. Son üç haftadaki Borussia Dortmund, Manchester City ve Atletico Madrid maçlarından kimsenin beklemediği bir şekilde yedi puan toplayarak bu eşiği geçen Bodo, şimdi bir sonraki turda eşleştiği Inter’e karşı peri masalını devam ettirmeyi deneyecek.
Bu güncel başarıysa bir anda ortaya çıkmış bir form patlamasından çok, kulübün yıllardır inşa ettiği çalışma düzeninin ve kimliğinin sahaya yansıması gibi okunmalı. Bodo’nun coğrafyasını, kaynak darlığını ve “Merkezin uzağında olma” halini avantaja çevirebilen şeyin ne olduğu sorusu da tam burada önem kazanıyor.
Bodo, Kuzey Kutup Dairesi’nin 300 kilometre kuzeyinde yer alıyor ve Norveç’te esas olarak kıyılarını döven sert rüzgarıyla ve önemli bir NATO hava üssüne ev sahipliği yapmasıyla biliniyor. Burada futbol hiçbir zaman özellikle şanslı olmadı. 1971’e kadar Bodo/Glimt’in (Glimt Norveççede “şimşek” demek) ulusal ligde oynamasına izin bile verilmiyordu (Ülkenin güneyindeki takımların oralara deplasmana gitmesi fazla zahmetli bulunuyordu) ve 2017’ye kadar kulüp Eliteserien (Norveç’in en üst düzey ligi) ile 1. Divisjon (bir alt lig) arasında gidip geldi; iki kez de iflasın eşiğine geldi (Sonuncusu 2009’daydı; kulübü kendi taraftarları kurtarmıştı).
Sonra her şey Kjetil Knutsen sayesinde değişti.
2017’de Knutsen, Bodo’ya Aasmund Bjorkan’ın yardımcısı olarak alındı; ardından Eliteserien’e yükselişin ardından baş antrenörlüğe getirildi, Bjorkan ise futbol direktörü oldu. 2018’de ligde 11’incilik geldi; 2019’da ise sezon başında düşme adayları arasında gösterilmesine rağmen Bodo ikinci sırayı aldı. 2020’de inanılmaz biçimde şampiyon oldular. Bu, hem kulüp tarihindeki ilk şampiyonluktu hem de Kuzey Norveç’ten bir kulübün kazandığı ilk lig şampiyonluğuydu. Bodo, o sezon sadece şampiyon olmadı; ligi ezdi geçti. 90 puanın 81’ini topladılar; 30 maçın 26’sını kazandılar. İkinciyle aralarındaki fark 19 puandı ve bu bir rekordu. 103 gol attılar (önceki rekorun 16 gol üstü) ve sadece 32 gol yediler.
O andan itibaren dört yılda üç şampiyonluk daha geldi; yukarıda anılan olağanüstü Avrupa sonuçları da cabası. Böyle “patlamalar” her seviyede zorken, çok sınırlı kaynaklara sahip bir takımın ve bu kadar kendine özgü bir futbol bağlamının içinde bunu yapması neredeyse mucize. Peki ekonomik bir devrim yaşamadan bir kulübün tarihi nasıl bu kadar kökten değişebilir?
Bazılarına göre sırrın adı Bjørn Mannsverk: Afganistan ve Libya’da görev yapmış, eski bir savaş uçağı pilotu. Knutsen onu mental koç olarak göreve getirdi. Mannsverk futbola dair kuralları bile doğru düzgün bilmiyorken, oyunculara sonuca değil performansa odaklanmayı öğretti. Bu yaklaşım; antrenman öncesi meditasyonu, grup toplantılarını ve odağı geliştirmeye dönük teknikler üzerine kurulu birebir seansları içeriyor. Kaptan Patrick Berg, bir demecinde şöyle diyor: “Odağımızın ne olması gerektiği konusunda gerçekten çok netiz; o odağa sahip olduğunda, sonuçları ve ne olabileceğini düşünmüyorsun.”
Elbette mesele sadece bu değil. Knutsen’in Yardımcısı Christian Kalvenes, kulübe ilk geldiğinde Knutsen’in ona söylediği tek şeyin şu olduğunu........
