Eğitim sistemi ve sosyopat çıktısı
Arka arkaya yaşanan Urfa ve Maraş’taki saldırılar; en güvenli kurumlar olması beklenen okullarda pusuya yatmış şiddetin artık kabına sığamayarak patladığını gösteriyor.
Şiddetin kaynağını faillerin şahsi motivasyonlarından ya da egemen siyasi kodların merceğinden bakarak anlamaya çalışmak vakaları daha da anlaşılmaz kılıyor ama bol bol yapılıyor.
Cumhurbaşkanı faciaya siyaset karıştırmanın doğru olmadığını söyledi. Bu sözü deprem, orman yangını vb. doğal facialardan sonra da duymuştuk.
Bahçeli ‘İşin içinde terör yok’ diyerek sevindirdi! Demek ki her olayda ‘tas kafa’ saç kesimli karikatür tipleri kullanarak Kürtlere sallayanlar bu sefer işsiz kalmış, şoven gürültü olayın esasını unutturmak amacıyla serbest kalamamıştı.
Ama serbest bırakılanlar vardı; medya, sosyal medya, telegram grupları, dark web, incel ağları, diziler olağan suçlular olarak yine anıldı. Bütün bunların münferit kötülük alanları olarak nasıl birbirini beslediği, neden var oldukları ve gençler üzerinde neden çekim yaratabildikleri sorusunun yanıtı verilemediğinde çocuklarını denetlemeyen, iyi yetiştiremeyen, yasakları devlet adına evde koyamayan aileler suçlanıyordu. Bir de her vakada olduğu gibi ‘toplum çürüdü’cüler belirdi; toplum çürüdüyse niye çürüdü, nasıl çürüdü sorusunu yine medya, diziler, programlar ile açıklayan bir kesim rutin tespitlere devam ettiler.
Sonuç olarak daha fazla denetim, daha fazla polis gerekiyordu. Ailede polis, okul kapısında polis, kamusal alanda yasaklar sayesinde gençler zapturapt altına alınabilir, dürtülerini biçimlendiren ve zıvanadan çıkaran etki ajanlarına karşı güvenlik çemberine alınabilirdi…
Bu sebebi sonuç, sonucu sebep haline getiren analizler ve çözüm önerileri her vakada bıkkınlık verecek kadar çok tekrarlanıyor.
Oysa okul Türkiye’de hem öğrenciler hem öğretmenler için zaten güvensiz ve güvencesiz bir kurum haline geldi. Asıl sorgulanması gereken okula bugün yüklenen rol ve artık üstlenmesi beklenmeyen işlev olmalı. Okulun taşıyıcı kolonlarının çatlamasına yol açan ve yıllardır devam eden travmatik siyasi dokunuşların aile ilişkilerinden başlayarak toplumun bütününe zehirli gazlar sızdırmaması zaten beklenemez. Yıllar önce başlatılan özel okul furyası öğrenciler arasında sınıfsal ayrımı daha da görünür kılmıştı… Bir kısım öğrenciyi kulvarda yarışmaya zorlayan, ancak yandaş ailelerin çocuklarının kayırıldığı sınav sistemi ile bir kısmını, okulla ilişkilerinin esnekleştirildiği merkezi eğitim merkezlerinde (MESEM) asgari ücretin yarısı veya üçte birine mahkum eden eğitim sisteminin toplamı gençlere belirsiz bir gelecek vadediyor. Esneklik ile belirsizlik eğitim sürecinin başlıca özelliğidir bugün. Öğretmenler statü kaybı yaşamakta öğrenciler geleceksizleştirilmektedir.
Milli eğitim bakanı, tarikat ve vakıflarla protokol yaptıklarını ve yapacaklarını açıkladığı günden bu yana kifayetsiz tarikat ve milliyetçi parti mensupları okullarda öğretmen olarak görevlendiriliyor. Bu adım bugün depo öğretmen uygulamasına kadar geliştirildi. Öğretmenler artık belirli bir okulda konumlandırılmadan ihtiyaç olan her yere taşınabilecek. Böylece okullardan pedagojik ilişkinin sürekliliği de kaldırılmış oluyor. Süreksiz, rasgele, programsız öğrenme süreci okulu, topluluk bilincinin, bağlılık duygusunun gelişemediği, her koyunun kendi bacağından asıldığı tekinsiz bir meydana çeviriyor.
Çocukların okul yerine MESEM’lerde çalışmaya yönelmesini savunanlardan bazıları onların zaten her şeyi çevreden, medyadan, sosyal medyadan öğrendiklerini dünyada olan bitene yabancı kalmadıklarını düşünüyor ve bunu ifade ediyorlar. Milli Eğitim Bakanlığının perspektifi; çocuk basit matematik işlemlerini bilebilsin, bineceği otobüsün numarasını okuyabilsin, üstüne bolca dini bilgi boca edilsin ölçüsüne kadar gerilemiş durumda.
Çünkü ucuz emek cehenneminin ateşine odun taşınıyor. Yerli yabancı sermayenin yatırım ve dolaşım serbestliği için kurulu ve kurulacak olan organize sanayilerde, küçük işletmelerde eğitimsiz iş gücüne ihtiyaç var. Bir para tuzağı olarak kurulu sayısız üniversitenin ise gençlere işsizlikten başka vaadi yok. Çoğu genç eğitim sisteminin atığından başka bir şey olamıyor artık.
Bugün öğretmenini öldürürken, okulunu basıp arkadaşlarını katlederken, sosyal medyada ‘Şu fiyata okul basılır diye ilan verirken’ beliren tipler, eğitimin toplumsal işlevini bile bile çözülmeye maruz bırakan, okul bileşenlerini göz göre göre güvencesiz ve belirsizliğe mahkum eden sistemin sosyopat çıktılarıdır.
Sonunda sermaye dostu iktidarın tercihleri sayesinde sağlık sistemi ‘Doktor dövebiliyoruz’ diyebilen profili, okul sistemi de eline silah alıp sınıf basan tipi üretti. Sağlık ve eğitimi bu duruma getiren sistemle, onu yöneten akılla muhatap olamayanların savrulduğu yöntem, kendine ve benzerlerine yönelen şiddet oluyor.
Bu eğitim sistemini yıkıp yeniden kurmadan ne toplum ne okul güvende olacaktır. Parasız, demokratik, bilimsel, ana dilinde… halkın sırtına yük olmayan eğitim neslin güvencesidir. İşte bunun tersi çürümedir.
