menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Direnen kazanır

19 0
friday

Amerikan mali sermayesinin en gerici, en şoven, en saldırgan -ki buna başka ‘en’ler de eklenebilir- kesiminin, düşmanını hafife alarak başlattığı savaş çok sayıda can, mühimmat ve dolar kaybından sonra jeopolitik dengeyi daha doğrusu dengesizliği bozamadan ateşkes noktasına geldi. Bu sermayenin temsilcisi Trump, Filistin katliamında ve sorunsuz Venezuela operasyonunda parlattığı kof öz güveniyle oldubittiye getirebileceğini zannettiği İran’da, Amerika’yı yeniden büyük yapmak bir yana, ülkesinin aşınmakta olan hegemonik gücünü onaramadı.

NATO’daki müttefikleri tarafından terk edilen, üzerlerinde aşırı bir yük oluşturduğu körfez ülkelerindeki iş birlikçilerinden fazla yüz bulamayan Trump’ın ülkesindeki MAGA kitlesinde çözülme, ordu içinde ve kongrede hoşnutsuzluklar, savaş karşıtı kitlede tepki var. Onun azlini talep edenler ortaya çıktı. İran’ın rejimini değiştirmek, petrolüne çökmek, halkı molla rejimine karşı ayaklandırmak isterken 40 gün içinde ülkesindeki ve dünyadaki ekonomik göstergeleri yerinden oynatan bir paragözün elinde şimdilik, kendisinden kayıpları için tazminat talep eden düşmanının zafer duygusu kaldı.

ABD’nin İran’ı yenememesinin nedeni bu ülkenin umulmayan silah donanımı değildir. ABD içinde on milyona yakın insanın sokağa çıkması, İran halkının birbirine kenetlenmesi, Avrupa halklarının kendi ülkelerindeki iktidarları savaşa tavır almaya zorlayan mücadelesi ve Batılı müttefikler ile ABD arasında keskinleşen çıkar çelişkileridir. İsrail’den başka hiçbir ülke ‘Bu savaş bizim de savaşımız’ demedi.

Bir süredir Rusya ile ilişkisini koparmak istediği Çin’e, bir de İran ve vekil güçlerini zayıflatmak suretiyle Ortadoğu’dan kuşatma taktiği izleyen Trump’ı bu en büyük rakibinin, bölgede ‘değersiz bir yalnızlığa’ sıkıştıran gürültüsüz taraftarlığı İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan petrodolar düzenini yerinden sarstı.

Emperyalizm sermaye ihracı, kaynak ve pazar hakimiyetiyle yetinen bir güç değildir. O aynı zamanda hiyerarşik düzenin en tepesinde; geriden gelen ülkelere biat ettikleri, kafa tutmadıkları, dişli bir rakip olmadıkları sürece gelişmelerine izin vererek kurduğu dünya düzeninin jandarmasıdır da. 2. Savaş’tan sonra harap olmuş Avrupa kapitalizmine can suyu taşımanın, kalkınma yardımlarıyla yaralarını sarmanın anlamı kendi iç çelişkilerinden kendini harap eden kapitalizmi kurtarmaktı. Zirvedeki emperyalistin doğasında hükmedeceği astları yaratmak da vardır.

Ne var ki aynı doğa sadece bileşik değil aynı zamanda eşitsiz ve sıçramalı gelişimlere de yol açan derin çelişkileri barındırır. Dünün hegemonu alta düşer, yeni bir güç zirveye tırmanabilir ve üzerinde güneş batmayan bir imparatorluğu kurmayı o üstlenir.

İkinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere’nin tahtını elinden alarak zirveye yerleşen ABD öyle bir güçtü. Şimdi ise eski hegemonik gücü sarsılan da o. Karşısında Rusya ve Çin gibi yeni emperyalist güçler var. Dünya pazarlarındaki egemenliği, ticaret yolları üzerindeki kontrolü, teknolojik ham madde ve ürünlerdeki artan mülkiyeti ve sermaye birikimiyle ABD’nin hegemonyasını sarsıyor. Bu yüzden artık eskimiş ‘yeni dünya’nın saldırganlığı ehlileşmeyecektir. Bu onun için bir hayat memat meselesi.

Palavracı, düzenbaz, bir dediği bir diğerini tutmayan Trump figürü eski saadet zincirinin bozulmaya yüz tuttuğu, zincirin halkalarının yeni bir dizilime açık olduğu bir zeminin mahsulü. O yüzden diğer ülkelerin halklarını alıştıra alıştıra ağır ağır terk ettikleri, bir zamanlar dünyaya yön veren kuralları olağanüstü bir hızla makulün ötesine geçerek terk eden bu karakter çözülmeden doğdu.

Trump’ın akıl dışılığı, Amerikan mali sermayesinin önüne ne çıkarsa ezmeye hazır hırsının mamulü. Kontrol kaybını uzun menzilli ağır silahlarla, insan öldürerek, soykırım yaparak geri kazanmaya alışmış ahlak yoksunu emperyalizmin para düşkünü, pedofiliye bulaşmış, pervasız ürünü, sömürgeciliğin besi yerinde palazlandı.

Tarih tekerrür etmez ama dünyanın bu fazlardan daha önce de geçtiğini unutmayı gerektirmez bu. Alman finans kapitalinin hırsı Hitler’i yaratmıştı; direnen halklar onu kendi silahıyla vurdu. ABD emperyalizminin hırsı onu Vietnam’da batağa saplamıştı. Evet emperyalizm direnişin karşısında kağıt kaplan olabiliyor.

Bir dönem, savaşa karşı eylemlerin yapıldığı meydanları çınlatan ‘bir iki üç daha fazla Vietnam’ sloganı bugün de emperyalist ve sömürgeci savaşlar için güncellenmeli, direnen halklar kazanmalı.


© Evrensel