Çürüyoruz…
“Yaşı kaç olursa olsun; 17 veya 27… Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim.” diyordu Rakel Dink, sevgilisine yazdığı ve hepimize okuduğu mektupta, Hrant Dink’in 23 Ocak 2007’deki cenaze töreninde.
Sahi, bu karanlığı, bu çürümüşlüğü sorgulamadan Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde 16 kişiyi yaralayan 19 yaşındaki Ömer Ket’i, Ayser Çalık Ortaokulunda 10 kişiyi öldürüp bir o kadarını da yaraladıktan sonra intihar ettiği iddia edilen 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli’yi ne kadar suçlayabiliriz? Fail mi onlar, yoksa mef’ul mü? Katil mi oldular, maktul mü düştüler?
Sevgili toplum oldum olası; otu, çiçeği bahane edip kin ve düşmanlığa tahrik olasın (TCK 216) varmış. Doğru mu yanlış mı bilmem ama savcılar öyle savlıyorlar: İşine gelmeyen ne varsa, duyar duymaz celallenmeye, tahrik olmaya pek bir meyyalmişsin. Sen tahrik oldukça savcılar, savcılar celallendikçe Silivri doluyor, taşıyor günbegün. Ama bu kez olsun dur, tahrik olma; çürüyorsun, çözülüyorsun; bu kez olsun laf dinle. “Çürürsen çürü, canın cehenneme!” diyeceğim ama sen çürüdükçe ben, biz; biz çürüdükçe sen kokuyorsun.
Sevgili toplum, biz seni kurumlarınla görüyoruz. Eğitim kurumu olarak, adalet, din olarak, siyaset kurumu olarak, iktisat olarak görünüyorsun biz fanilere. Senin hakkında çalışan toplum bilimciler, her bir kurumunun, her bir organının bir diğeri ile yakın ilişki içinde olduğunu söylüyorlar. Üstelik, her bir kurumun bizi (bireyleri) şekillendirirken, bizler de seni şekillendiriyormuşuz. Biz senin içine doğuyoruz; kuralları, kanunları, mekanizmaları bizden yüzlerce, yüzlerce yıl önce belirlenmiş bu toplumun, senin kurumlarında şekilleniyoruz. Ama........
