Ara seçim: Özel'in dört halkalı stratejisi ve hedefleri
Türkiye ara seçimi tartışıyor. Bu tartışma, kısa sürede teknik bir seçim meselesi olmaktan çıkarak siyasal sistemin işleyişine ve anayasal kuralların uygulanma biçimine dair daha geniş bir sorgulamaya evrilmiş durumda. Özellikle Özel’in muhalif siyasî partileri ve TBMM Başkanı’nı ziyaretiyle ara seçim, CHP’nin bir talebi olmaktan hatta bir “seçim” beklentisi olmaktan çıktı, anayasal bir prosedürün işletilip işletilmeyeceği tartışmasına ve siyasal alanın yeniden kurulmasına ilişkin bir mücadeleye evrildi: Artık ne boşalan sandalyeler için ne zaman seçim yapılacağını, ne de bu sandalyelerin yeni sahiplerinin hangi partilerden olacağını tartışıyoruz. Tartıştığımız şeyler, anayasal kurallar uygulanacak mı, Cumhur koalisyonu bir seçim yapılmasına yanaşacak mı, yanaşmayacak mı sorularıdır. Özgür Özel’in, ara seçimi dar anlamda 8 boş milletvekilliğinin doldurulması meselesi olmaktan çıkararak, seçim talebinin kendisini siyasal gündemin ana ekseni hâline getirme girişimini bir stratejik başarı olarak okumak gerektiğini düşünüyorum. Ara seçim hamlesinin galibinin Özel olduğunu söylemek için henüz çok erken, Erdoğan henüz sadece bir ara seçimin gündemlerinde olmadığını söylemekle yetindi; ancak, Özel’in bu hamlesine karşı bir strateji geliştirmeyeceğini düşünmek komik olur. Bu noktada iktidarın önünde birden fazla karşı hamle seçeneği bulunduğu açıktır. Bunlardan ilki, ara seçim tartışmasını teknik bir başlık olmaktan çıkarıp anayasa değişikliği gibi daha geniş bir gündeme taşıyarak ekseni kaydırmaktır. İkinci olarak, TBMM çoğunluğu üzerinden ara seçim kararını doğrudan bloke etmek ve süreci zamana yaymak mümkündür. Üçüncü bir seçenek ise, tartışmayı ‘istikrar–kaos’ karşıtlığı içinde yeniden çerçeveleyerek muhalefetin gündem kurma kapasitesini sınırlamaktır.
Ben, son günlerde dile getirilen ara seçim çağrısının, yüzeyde hukukî bir prosedüre atıf yapıyor gibi görünse de, bunun belirli bir söylem mantığı içinde kurgulandığını düşünüyorum. Bu mantığın, birbirinden bağımsız dört iddiadan değil; tersine, kademeli biçimde derinleşen ve her biri bir öncekini tamamlayan bir söylem zincirinden oluştuğu kanaatindeyim.
Bu zincirin ilk halkasını, ara seçim talebinin anayasal zorunluluk olarak sunulması oluşturmaktadır. Tartışmanın hukukî zemini Anayasasının 78. maddesidir. Söz konusu madde, TBMM üyeliklerinde boşalma olması hâlinde ara seçime gidileceğini, bunun her seçim döneminde bir kez yapılacağını ve genel seçimden itibaren 30 ay geçmedikçe bu yola başvurulamayacağını düzenler. Bu hükmün pratik siyasal takvim açısından anlamı açıktır: Son genel seçimlerin Mayıs 2023’te yapıldığı dikkate alındığında, 30 aylık sürenin yaklaşık olarak Kasım 2025 itibarıyla dolduğu görülmektedir. Dolayısıyla 2026 yılına gelindiğinde anayasal zaman sınırlaması bakımından ara seçim yapılmasının önünde bir engel bulunmamaktadır; tartışma bütünüyle siyasal iradenin bu yönde oluşup oluşmayacağına düğümlenmektedir.
Ayrıca boş üyelik sayısının Meclis toplamının yüzde 5’ine ulaşması hâlinde üç ay içinde ara seçim yapılması öngörülmektedir. Ayrıca boş üyelik sayısının Meclis toplamının yüzde 5’ine ulaşması hâlinde üç ay içinde ara seçim yapılması öngörülmektedir. Bununla birlikte, bu hükümlerin işletilmesi otomatik değildir; siyasal irade, yani TBMM Genel Kurulu kararı belirleyici rol oynar. Somut veriler de bu siyasal boyutu teyit etmektedir. 2026 başı itibarıyla TBMM’de 600 olan milletvekili sayısı 592’ye düşmüş; yani 8 sandalye boşalmıştır. Bu boşluklar farklı nedenlerle ortaya çıkmıştır: vefatlar, milletvekilliğinin düşmesi, yürütmeye geçiş ve özellikle yerel seçimler sonrasında belediye başkanlığına seçilen isimlerin istifaları. Ancak bu sayı, anayasanın öngördüğü yüzde 5’lik eşik olan 30 sandalyenin oldukça altındadır. Bu nedenle mevcut koşullarda ara seçim, kendiliğinden devreye girecek zorunlu bir mekanizma değil; siyasal olarak zorlanması gereken bir süreçtir. CHP’nin çıkışı tam da bu boşlukta anlam kazanmaktadır.
Özgür Özel, ara seçimi TBMM’nin tercihine açık bir hüküm olmaktan çıkarıp, uygulanması geciktirilen bir zorunluluk gibi sunmakta; tartışmayı siyasal rekabet alanından çıkararak normatif bir zemine taşımakta; böylece ara seçim talebi, bir parti talebi olmaktan çok anayasal sadakat testi hâline getirilmektedir. Böylece CHP, seçim isteyen taraf olduğu kadar anayasanın uygulanmasını talep eden aktör pozisyonuna da yerleşecektir.
Elbette Özel de çok iyi biliyordur ki TBMM’ye gelecek olası bir ara seçim kararı Cumhur İttifakı oylarıyla rahatlıkla reddedilebilecektir. (Nitekim TBMM İçtüzüğüne göre ara seçim kararı alınabilmesi için nitelikli çoğunluk kararı bile gerekmemektedir.) Ama Özel’in ara seçimler için oluşturduğu söylem zincirinin daha bu ilk halkasındaki........
