AKP'nin (asgarî) ücret politikasının başarıları
2026’nın asgarî ücreti açıklandı: 28.075 TL. Böylece 2025 yılı ocak ayından bu yana çalışanlara neredeyse 6 bin lira (5.970,83 TL) zam yapıldı. Az mı? Şükredin! Şükredin ki fakirsiniz. Ne mutlu size; cennete zenginlerden 500 yıl önce gireceksiniz. Ben demiyorum Züppeli Hoca Efendi diyor. Lakin bu öte dünya vaadi, bu dünyanın sefaletini meşrulaştırmaya yetmeyince, devreye hemen pozitif bilim maskeli seküler vaizler sokuluyor. Misal, devletin ideolojik aygıtlarının sivil ve seküler Erbaşlarından Oytun Hoca da asgarî ücretin az olmadığını söylüyor. Koskoca Prof.; yalan söyleyecek değil ya! Yeter bu ücret emekçiye! Sonuçta değerli Hocamızın da oyturduğu gibi “…bunun sonu yok ki, kuru fasulyede de protein var, ette de. Mütevazılığı öğrenmeniz gerekiyor. Bakın asgarî ücret 50 bin lira olsa, 50 verin, 50… 100 verin, 100 harcarlar… Fakir hayat en sağlıklı hayattır.”
Louis Althusser’in kulakları çınlasın “Kendilerini gözlemciye uzmanlaşmış kurumlar biçiminde sunan belli sayıda gerçekliklerdir” diye tanımlıyor Devletin İdeolojik Aygıtlarını. Günümüz Türkçesinde “Oytur yalanı bulunur inanı” diye ifade edilebilir.
AKP iktidarının amacının geniş toplum kesimlerinin karnını doyurmak, hastalığına derman bulmak, çocuklarına eğitim vermek, kafalarını sokacakları bir hane sağlamak… değil, sermayenin aksırıncaya tıksırıncaya kadar yiyeceği hân-ı iştihâya erzak taşımak olduğu konusunda hemfikirsek; kabul edelim ki AKP iktidarı bugün Türkiye tarihinin en başarılı iktidarlarından biridir. Menderes’in Demirel’in, Özal’ın da haklarını yemeyelim: İşverenler adına onlara da müteşekkiriz!
Erbaşlar, Ahmet Efendiler… onlara, onlar gibilere de “şaklaban” deyip geçmeyin. İşleri zor; bu sınıfsal gerçeği örtmek için, sizden rıza devşirmek için, sesinizi çıkarmamanız, muktedirlerin huzurunda el bağlayıp istirhâm etmeniz, razı olmanız için canhıraş çalışmakta, didinmekteler. Kolay mı sanırsınız bu kadar zırvaya te’vîl uydurmayı? “Gökyüzünü boyarlar her sabah. Hepiniz uykudayken. Uyanır bakarsınız ki mavi.
Deniz yırtılır kimi zaman, Bilmezsiniz kim diker.” Onlar; bu Dalgacı Mahmutgiller dikerler. Onlar olmasa devletin bekası, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü nic’olur? Bu Dalgacı Mahmutgillerin her bir sözü size emir bi'l-ma'rûf ve nehiy ani'l-münker’dir. İyiliği emreder kötülüklerden alıkoyar sizleri. Nankörsünüz, nankör!
İktidarın 2026 asgarî ücret başarısını! sadece nominal rakamlar üzerinden okumak, Poulantzas’ın işaret ettiği o devletin maddî yoğunlaşmasını ıskalamak anlamına gelecektir. Zira karşımızda duran tablo, basit bir ücret belirleme süreci değil; vergi mekanizmasıyla tahkim edilmiş, ince işçilikle örülmüş bir istirdâd (geri alma) operasyonudur. Nicos Poulantzas’ın Devlet, İktidar, Sosyalizm eserindeki o sarsıcı tespitiyle ifade edersek; devlet, sınıflar ve sınıf kesimleri arasındaki bir güçler ilişkisinin maddî bir yoğunlaşmasıdır. Bu teorik atıf, devletin neden her daim sermayenin lehine saf tuttuğunu, neden hep patronun sırtını sıvazladığını basit bir niyet ya da kötü yönetim meselesi olmaktan çıkarıp, onu yapısal bir zorunluluk olarak temellendirir.
Bu perspektiften bakıldığında, 28.075 TL’lik ücret ile vergi dilimi kıskacı arasındaki o ölümcül bağ; iktidarın bir gafleti değil, temsil ettiği sınıfın çıkarlarını devletin en küçük hücresine –yani vergi tebliğlerine– kadar nakşeden o maddî yoğunlaşmanın ta kendisidir. Ocak ayında işçinin cebine konulan o pırıltılı zam, aslında henüz kursağa değmeden sermaye birikim sürecindeki tıkanıklıkları aşmak üzere kurgulanmış bir sınıfsal iade mekanizmasıdır. Hükümet, vergi dilimlerini kasten düşük tutarak işçiyi daha yılın ortasında vergi........
