Emperyalizm ve Türkiye'de özelleştirmelerin anatomisi: 73,5 milyar dolarlık satış |
Lenin’in “Notebooks on Imperialism (Emperyalizm Defterleri)” eserinde görüldüğü üzere emperyalizmin temel dinamikleri politik ekonomik ögelerdir: Tekelci kapitalist piyasa, finans-kapitalin hakimiyeti ve sermaye ihracı. Bunlar aynı zamanda emperyalizmi sömürgecilikten ayıran kıstaslar. Bu noktalardan hareketle bir ülkenin emperyalist sistemdeki konumuna dair görüş geliştirilebilir. Emperyalist metropoller net sermaye ihracatçısı olarak merkez ekonomi konumundayken, net sermaye ithalatçısı olan ülkeler “bağımlı” pozisyonda.
Bağımlılık kavramı konusunda şu notu düşmek gerekiyor: Bağımlılık, dünya ekonomisinin tüm ögeleri için geçerli olan çok yönlü etkileşim olgusundan farklı. Bağımlılık, emperyalist sistemin asimetrik özelliğinin sonucu; merkezden çevreye uzanan etkilerin çok daha başat ve belirleyici olmasını açıklıyor.
Büyük ölçekli özelleştirme programları bu bağlamda bir ülkenin küresel kapitalizme entegrasyonunu sağladığı kadar, o ülkenin uluslararası iş bölümü üzerinden nasıl konumlandırıldığını da belirliyor. Büyük ölçekli özelleştirme programlarının dünyada ve Türkiye’de başta doğal tekelleri hedef alarak stratejik değere sahip hizmetleri ve kurumları uluslararası sermayenin mülkiyetine geçirmesi, meta dışı alanları metalaştırarak mübadele ilişkilerine dahil etmesi, bunu mümkün kılacak bürokratik-teknokratik düzeneği devlet mimarisinin merkezine gömülü hale getirmesi, emperyalist iktisadın temel hareket prensibi.
Özelleştirmeleri tam da bu bağlamda sadece birer ekonomi politikası olarak değil, sermaye rejiminin bütünlüklü bir reaksiyonu, bir sınıf stratejisi (neoliberalizm) olarak düşünmek gerekir. Örneğin Alejandro Colas’a göre özelleştirmeler dünya kapitalist sisteminde 1973’ten sonra ortaya çıkan krize gösterilmiş tepki olarak düşünülmeli. 1980’lerden itibaren İngiltere’den Latin Amerika’ya, apartheid sonrası Güney Afrika’dan Türkiye’ye kadar birçok yerde yaşanan özelleştirme dalgalarında, üretken kamu varlıkları kamu mülkiyetinden özel mülkiyete devroldu.
Emperyalist kompozisyonda yer alan Türkiye, 24 Ocak Kararları ve 12 Eylül darbesi aracılığıyla küresel kapitalist sistem içerisinde (yeniden) konumlandırdı. 1980-88 yıllarında sermaye hareketlerini denetleyen bir dışa açılma dönemi başladı, 1990’lı yıllarda sermaye hareketleri serbestleşti. Bu dönemde döviz fiyatları kısmen enflasyona endekslenerek hızlı sermaye kaçışları için güvence oldu. Kamunun yatırımlarını azaltarak üretimden çekmeyi amaçlayan bu politikalar, şirket egemenliğini güçlendirirken Türkiye’yi daha dışa bağımlı hale getirdi.
AKP iktidarında Türkiye’nin emperyalist kompozisyondaki “bağımlılık” konumu daha fazla pekişti. İktidar her ne kadar “emperyal hevesler”ini sık sık dile getirse de,........