Amerikan imparatorluğunun 170 milyar dolarlık Küba ablukası

Amerikan imparatorluğu, emperyalist sistemin tepesinde hegemon bir devlet olmak istediği kadar, tüm devletlerin kendi çıkar koordinatlarında konumlandığı, küresel ticari ve askeri sisteme entegre olduğu, başta enerji olmak üzere kaynaklara erişimin ve transferin akışkanlığını koruduğu uluslararası düzene de bağımlı. ABD finansal sisteminin, reel üretiminin, jeopolitik hakimiyetinin devamlılığı küresel kapitalizmin ana akslarının işlemesine bağlı.

Dünya sisteminde -özellikle Çin’e karşı- söz sahibi olmak isteyen, konvansiyonel askeri savaşlarla veya hibrit operasyonlarla rejim değişikliklerini amaçlayan Amerikan emperyalizminin şimdiki hedefi Küba. Daha doğrusu 1961 yılındaki başarısız Domuzlar Körfezi işgalinden bu yana Küba’ya karşı süren abluka siyaseti, ABD’nin yeni ulusal güvenlik doktrini ve Çin’e karşı rekabetiyle birlikte daha fazla yoğunlaşmış durumda.

‘Yeni Küba’ stratejisi

The Wall Street Journal, bu yılın başında Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu devirmesinden cesaret alan Trump yönetiminin 2026 yılı sonuna kadar Küba’da rejim değişikliği hedeflediğini duyurdu. Mart ayı içinde The Atlantic’te çıkan başka bir analiz de Trump’ın amacının Havana’da ABD ile uyumlu bir liderlik kurmak olduğunu, abluka altındaki Küba’nın yaşadığı ekonomi ve enerji sorunlarının Havana’ya boyun eğdirmeyi kolaylaştıracağını yazdı.

“İster özgürleştiririm ister alırım. Küba’yla istediğim her şeyi yapabileceğimi düşünüyorum. Şu anda çok zayıflamış bir ülke” ifadelerini kullanan Trump’ın, Venezuela operasyonunu ve peşinden gerçekleşen iktidar değişikliğini “model” olarak kurguladığı aşikar.

“Yeni Küba” stratejisinin merkezinde Trump’ın üç hafta önce basında dile getirdiği ülkenin “Dostane bir şekilde ele geçirilmesi” yer alıyor. Axios’un aktardığına göre, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio “dostane” rejim değişikliği için eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro’nun 41 yaşındaki torunu Raúl Guillermo Rodríguez Castro ile kapalı kapılar arkasında istişareler yürütüyor.

Trump’ın ölçüsüz ve kontrolsüz görünen diplomatik ve askeri saldırganlığının arka planında kendine has bir sistematiklik var. Trump’ın ikinci dönemindeki hamleleri Heritage Foundation’ın 2023 yılında hazırladığı “Project 2025” ve kasım 2025 tarihli ulusal güvenlik stratejisinin iç disiplinine bağlı olarak ilerliyor. İki belgenin kesişiminde ABD’nin ulusal güvenliği ve dış politikası için “tehdit” teşkil eden rejimlere karşı (Ambargo, yaptırım, ticaret işlemlerinin ve yollarının kesilmesi, finansal piyasalardan ve tedarik zincirlerinden dışlanma, vd.) ekonomik savaşın nasıl yürütüleceğinin parametreleri yer alıyor.

İçeriden rejim değişikliklerine odaklanan Trump yönetimi, bu stratejiye uygun olarak ocak ayında Küba’nın “alışılmadık ve olağanüstü bir tehdit” oluşturduğunu ileri sürerek, Küba’ya petrol satan veya sağlayan ülkelerden gelen mallara gümrük vergisi uygulanmasına izin veren başkanlık kararnamesini imzaladı. Maduro’nun kaçırılması ve hemen öncesinde Venezuela petrolü taşıyan tankerlerin ele geçirilmesi de birkaç aylık aynı zaman aralığında oldu.

Küba ablukasının tarihçesi

Küba’ya yönelik ekonomik ve ideolojik savaşın tarihçesi daha gerilere uzanıyor. ABD’nin Küba’ya uyguladığı yaptırımlar, ekonomik baskı rejimleri arasında en eski ve en kısıtlayıcı olanlar arasında. 1960 yılının ekim ayında Eisenhower yönetimi, Castro Hükümetinin petrol rafinerilerini kamulaştırması ve toprak reformları uygulamasına tepki olarak Küba’ya ticaret ambargosu uyguladı ve adaya yapılan ihracatın çoğunu yasakladı. Kennedy yönetimi, Castro Hükümetini istikrarsızlaştırmayı ve rejim değişikliğini teşvik etmeyi amaçlayan daha geniş bir kampanyanın parçası olarak, “Düşmanla Ticaret Yasası”nı gerekçe göstererek tüm ticaret faaliyetlerini, seyahati ve finansal işlemleri yasaklayarak ambargoyu genişletti.

Michael Galant, takip eden on yıllarda çeşitli yürütme ve yasama kararları ile kısıtlamaların sıkılaştırıldığını ya da gevşetildiğini, ancak Trump yönetiminde yaptırım rejiminin genişletildiğini yazar. Galant, ABD’nin Küba’yı “Terörizmi destekleyen ülkeler” (SSOT) listesine yeniden dahil ettiğini, Küba hükümeti tarafından kamulaştırılan mülklerle finansal veya ticari ilişkiler kuran üçüncü ülke kuruluşlarına veya bireylerine karşı yasal işlemlerin önünü açtığını belirtir. Trump yönetimi, ulusal güvenlik stratejisi çerçevesinde Küba’yı yeniden “terörist ülke” statüsüne yerleştirdi.

ABD ablukası nedeniyle yaşanan enerji krizi, emperyalist abluka siyasetinin sonuçlarından biri ve başka sonuçları tetikler nitelikte. 31 Ocak’ta uluslararası acil durum ilan eden Küba, günlük 110 bin varil petrol ihtiyacına karşılık üretimini ancak 30 bin varil seviyesinde tutabiliyor.

Küba şu anda sağlık, ilaç, eğitim, ulaştırma, vd. pek çok alanda çok katmanlı bir komployla karşı karşıya.

Trump yönetimi, Küba’nın “sağlık tugaylarına” katılanların vizelerini iptal etmekle ve yetkilileri yargılamakla tehdit etti. Bu tehditten sonra Jamaika, Guyana, Barbados, Honduras ve diğer ülkeler Küba ile olan sağlık ortaklıklarını sona erdirdiler.

Ablukanın ekonomik boyutu

Yakıt kıtlığı ve bundan kaynaklı elektrik kesintileri, sağlık ve eğitim hizmetlerini olumsuz etkileyerek, hastane hizmetlerini ve dersleri durma noktasına getirdi. Küba hastaneleri acil olmayan tedavileri iptal ederken, ambulansların yakıtı tükendi. Birçok okul ve üniversite kapanırken, kamu ve özel ulaşım ile yük taşımacılığı büyük ölçüde azaldı. Buna paralel adada çöp toplama sisteminin çökmesinden kaynaklı hijyen ve halk sağlığı riskleri oluştu. ABD’nin enerji ablukası, okul yemekleri, doğumevleri ve huzurevleri olmak üzere temel sosyal koruma ağlarını bozarak, nüfusun en savunmasız gruplarını doğrudan etkiledi.

2018 yılında Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu, ambargoların adaya yaklaşık 130 milyar dolarlık maliyete yol açtığını belirtti. 2024 yılında Küba hükümeti ambargo ve yaptırımların maliyetini 164 milyar dolar olarak hesapladı.

Küba’nın Birleşmiş Milletlere sunduğu 2025 yılı raporunda ABD ablukasının ülkeye toplam maliyetinin 170 milyar doları aştığı belirtildi. Her yıl artan maliyetler, yalnızca mart 2024 ile şubat 2025 arasında 7.6 milyar dolara ulaştı.

Kronik elektrik kesintileri, gıda ve su kıtlığı, temel kamu hizmetlerinin bozulması gibi sorunlarla cebelleşen Küba kelimenin tam anlamıyla “çoklu kriz” içerisinde. Ancak bu kriz, ABD savaş medyasının ve liberal yorumcu/haberci/akademisyenlerin sayıkladığı gibi “başarısız devlet” olmaktan kaynaklı bir kriz değil. Küba’nın toprak ve nüfus ölçeğine rağmen tarihsel ve siyasal olarak elde ettiği kazanımları, temsil ettiği sosyalist ve insani değerleri, Küba devrimini yok etmek için kirli yöntemlerle on yıllardır sürdürülen asimetrik savaş krizidir.

Ablukalarla ve komplolarla yürütülen bu savaş, 3 buçuk milyar insanın sanitasyon imkanlarından mahrum kaldığı bir dünyada, 1960 yılından bu yana 180’den fazla ülkede milyonlarca hayatı kurtaran 600 binden fazla sağlık emekçisini yetiştiren Küba’yı yok etmek içindir. Bu savaş tam da bu yüzden insanlığa karşıdır.


© Evrensel