Türkiye’yi kim yönetecek!

İmamoğlu’nun saf dışı edilmesinden sonra, sıra Mansur Yavaş’a mı, oradan da Parti Başkanı Özel’e mi, ya da halen Parti Başkanı ve Cumhurbaşkanı olan Erdoğan’a mı ve nihayet tüm parti başkanları da sıraya dizilerek kim olacak diye anketler yapılıyor. Neye aday seçiliyor? İfade şu: ”Türkiye’yi kim yönetecek?”.

Çağ dışı feodal yapılanmadan sıyrılarak, çağdaş modern devlet yapılanmasına ulaşmış hiçbir ülkede böyle bir soru sorulmaz, daha doğrusu sorulamaz. Böyle bir soru sorulamaz, çünkü çağdaş yönetimlerde ülkeler idareyi ele geçirmiş şahısların kendi özgül iradeleri ile yönetilmeyip, bizzat halk temsilcilerinin parlamentoda yaptıkları yasalar çerçevesinde, halk oyları ile işbaşına getirilen halk hizmetkarları marifetiyle yönetilirler. Kısacası, halk kendi yönetimini bizzat kendi seçtiği kadroya, yine bizzat kendi koyduğu kurallarla yönettirir. Bu sistemde yönetim makamında bulunan asli yönetici değil, halk adına ve halk tarafından çizilmiş yetkilerle belirli süre için iktidara taşınmış vekalet yönetici konumundadır. Bu uzun ifadenin anlamı şudur ki, idare makamına taşınan kişi ya da kadro bir süre için kendisine/kendilerine verilen yönetme yetkisini veri yasalar çerçevesinde kullanarak işleri kotaran kişi ya da kurumlar olmanın ötesinde bir yetkiye sahip değillerdir. Daha açık söylemek gerekirse, Türkiye Cumhuriyeti ne Osmanlı İmparatorluğu döneminin aile aristokrasisi, ne de XIV. Louis’nin tasavvur ettiği gibi “Devlet benim” zihniyetini kafasının bir yerinde taşıyan despot siyasinin yönetimi altındadır. İşte bu zihniyet gereğidir ki, “Türkiye’yi kim yönetecek” gibi bir soru, Türkiye’nin yönetim biçiminde sorulabilecek bir soru değildir, böyle bir soru ülke yönetim rejimini aşağılamak anlamına gelebileceği gibi, bu yola heveslenenlere de anlamsız ve gereksiz hırs kazandırır, hatta heveslerine meşruiyet kazandırarak yollarını döşeyebilir.

Bir ülke yönetimi büyük kalkış ya da çalkantılar ertesinde yeni yönetim biçimine evrilebilir. Böylesi kalkış........

© Evrensel