Cumhuriyetin ikinci yüzyılına koşarken yaşadıklarımız ile tarihsel dinamikler arasındaki ilişkiyi tartışmanın fikirsel oluşumumuza katkı yapacağını düşünüyorum. Bu konuyu işlerken önce tarihten ne anladığımızı yerli yerine oturtmamız gerekiyor. Hemen belirtmem gerekir ki, burada ele alacağım tarih, salt bir kronoloji olmayıp, toplumları ve ekonomik-sosyal olayları şekillendiren üretim sürecidir. Bu mantığın doğal uzantısı olarak kastedilen tarih, içinde yüzdüğümüz ekonomik sistemin devinim süreci ile toplumlara dayattığı ekonomik, siyasi ve toplumsal koşullardır. Kısacası, burada sözünü etmeye çalıştığım tarih, sermayenin devinim sürecinin toplumlara dayattığı yaşama, hatta ölme koşuludur. Alanı daraltmak adına, burada kapitalizm tarihini değil, kuruluşumuzdan itibaren içinden geçtiğimiz tarihin siyasiler eli ile bize neleri dayattığını ve bu bağlamda günümüz yaklaşımının nasıl yorumlanması gerektiğini tartışmak istiyorum.

Cumhuriyetin kuruluşundan da önce İzmir’de toplanan İktisat Kongresinde Mustafa Kemal Atatürk’ün nutku, Osmanlı’dan kopuş ve yeni ülkenin neler üzerine kurulacağı anlatılmaktadır. Dikkat edilirse, nutukta ifade edilen geçmişin hikayesi ve inşa edilmeye çalışılan yeni devletin kuruluş ilkeleri tarihe uygundur. Zira çeşitli alanlarda yaşanan gelişmeler karşısında yıkılan bir imparatorluktan Batı modeli bir ekonomik yapıya geçilmesi, tarihsel olarak zorunlu, fakat sosyolojik olarak sancılı idi. Günümüz siyasilerinin geçmişi çağrıştırma adına yaptıkları polemik yaratacak bazı söylemleri, geçmişi değil, ama bugünü anlayamamış olmalarının göstergesidir. Zira bugün yerilen geçmişteki siyaset o dönemin koşullarında ayağa kalkış, ama bugün geçmişe özlem siyaseti emperyalizme teslim oluştur.

Evet, Osmanlı parçalanırken doğan Türkiye Cumhuriyeti’nin de kapitalizm dışında oluşturulabileceği de tartışılabilir. Hatta ünlü Bakü Konferansı da bu konuda bir işaret olarak hatırlanabilir. Ancak, unutulmamalı ki, ekonomik sistemler arasındaki geçişler belirli olgunluk anlarındaki kalkışlarla olanaklıdır. Osmanlı’dan devralınan yapının böyle bir kalkışa olanaklı olmadığı gün gibi ortada idi. Osmanlı’nın üzerinde Batı’nın yoğun etki ve baskısı ile son zamanlarında zaten kapitalizme geçiş yapılmış ve benimsenmiş, hatta ademi merkeziyetçi görüşlere sahip aydınlar yazılar yazmış idi. Buna rağmen kuruluş dönemi kapitalizme geçiş programında devletçilik ve halkçılık ilkelerinin benimsenmesi yanında, yerli malı sloganı ile kapitalizmin derinden anlaşıldığı ve ekonomiyi koruyucu ve geliştirici bazı önlemlerin alındığı görülmektedir. Dönemin koşullarının da desteği ile oluşturulan kapitalizm içinde antiemperyalist doku siyasi öğretide önemli bir yere sahiptir.

İkinci Paylaşım Savaşı ve kurucu ilkesel partinin yanına ikinci partinin getirilmesi Türkiye’nin emperyalizme kapıları açması tarihidir. Artık kapitalizm içinde kalınıp, emperyalizm dışında kalınması olanaksızlaşmış idi, emperyalizmin zorlaması o denli güçlü idi ki, 1948 yılında olağanüstü bir dış açığımız ve borcumuz yok iken, tüm Avrupa’ya başat olan Marshall yardımı Türkiye’ye de dayatıldı. Bir yandan yaşanan anlık parıltıların gelecek yükleri düşünülmeden, diğer yandan da Sovyetlerin propaganda destekli genişliyor görüşün yaygınlaşması emperyalizm kapılarının açılmasında başat oldu. Böylece, Rosa Luxemburg’un ticari emperyalizm aşamasına girmiş olduk. Hikayeyi kısa kesmek adına, sekiz yıllık süre sonunda derin borçlulukla ilk defa IMF’nin kapısına koştuk. Artık süreç başlamış idi; montaj emperyalizmi, onu izleyen finansal emperyalizm ve bugünlerde sıkıntısını çektiğimiz küresel emperyalizm kıskacında yüzüyoruz.

Emperyalizm çevresel ekonomileri rahatça sömürebilmek için sınıf bilincini baskılayıp, alt kimlikleri öne çıkardı. Varsıl ekonomilerde sınıf bilinci yüksektir, fakat görece sağlanan ekonomik konfor alt kimliklerin geri planda kalmasına neden olur. Gelişmekte olan ülkelerde ise sınıf bilinci gelişmemiştir, fakat paylaşım sorunu alt-kimlikler üzerinden yaşanır. Öte yandan, sınıf bilinci sermaye karşıtlığıdır, farklı alt- kimliklerin sınıf bilincinde birleşmesi sermaye için korkulu rüyadır. Alt-kimlikler böylesi birleşmeyi parçalar ve sermaye karşısında daha güçsüz ve ekonomiden farklı alanlara kaymış toplulukların çıkmasına yol açar. İşte bundan dolayı, neoliberalizm sınıf bilincini köreltti ve alt-kimlikleri öne çıkarmaya çalıştı.

Bu görüşlerle AKP programı ve uygulamasına baktığımızda, ekonomi politikalar geri plana alınıp, sosyal politikaların öne çıkarıldığı görülür. Sonuçta, geçmişte oldukça zayıf olan farklı kimlikler güçlenerek sahneye sürülmüş olarak toplum bölündü. Burada da kısa kesmek adına şunu söyleyebilirim ki, AKP ekonomi politikalarını IMF politikasına bağlayıp, alt kimlikleri kaşıyıp, Osmanlıcılık oyunlarıyla da toplumu uyuttu, böldü ve tarafları birbirine düşmanlaştırdı. Peki, bu süreç kimin işine yaradı? Buna yanıt çok açık: bugün yaşadığımız yüksek enflasyon, genel yoksullaşma, yabancı güçlerin silahla değil, fakat ekonomileriyle ülkeye gelip, yerleşmeleri emperyalizmin işgalidir. 2000 IMF-Derviş programının örtülü amacı da Türkiye’yi denetimsiz olarak Batı sermaye ve ürünlerine açmak idi. AKP’nin parlak olarak nitelenen birinci dönemi bugünkü faturanın balon hizmetlerinin kullanıldığı dönemdir. İşte bugün o balonların faturalarını ödüyoruz. Ondan dolayı geçmediğimiz köprülerin, kullanmadığımız hastanelerin, neredeyse içmediğimiz suların kafadan hesaplanmış faturalarını ödüyoruz. Halkımız bu sürecin hesabını, hem siyasilerden hem de onu gaza getiren kendini aydın gören cahillerden soracaktır, sormalıdır!

Bu nedenle, cumhuriyetin 99. yılı bize neşe değil, hüzün saçmaktadır. Bu hüznü kaldıracak ve topluma aydınlık yolu açacak halk yargısıdır ancak içimizi ferahlatacak olan. Bu yargı, cumhuriyetin kuruluş yıllarında kapitalizm içinde ekonomik ve siyasi bağımsızlığın korunması yolunu çok önemli ilkelere dayanarak aşmaya çalışan mücadele ruhunu bugünkü koşullara uyarlayan gerçek aydın görüşü üzerine yükselecektir.

QOSHE - Tarihsel dinamikler - İzzettin Önder
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Tarihsel dinamikler

13 10 1
29.10.2022

Cumhuriyetin ikinci yüzyılına koşarken yaşadıklarımız ile tarihsel dinamikler arasındaki ilişkiyi tartışmanın fikirsel oluşumumuza katkı yapacağını düşünüyorum. Bu konuyu işlerken önce tarihten ne anladığımızı yerli yerine oturtmamız gerekiyor. Hemen belirtmem gerekir ki, burada ele alacağım tarih, salt bir kronoloji olmayıp, toplumları ve ekonomik-sosyal olayları şekillendiren üretim sürecidir. Bu mantığın doğal uzantısı olarak kastedilen tarih, içinde yüzdüğümüz ekonomik sistemin devinim süreci ile toplumlara dayattığı ekonomik, siyasi ve toplumsal koşullardır. Kısacası, burada sözünü etmeye çalıştığım tarih, sermayenin devinim sürecinin toplumlara dayattığı yaşama, hatta ölme koşuludur. Alanı daraltmak adına, burada kapitalizm tarihini değil, kuruluşumuzdan itibaren içinden geçtiğimiz tarihin siyasiler eli ile bize neleri dayattığını ve bu bağlamda günümüz yaklaşımının nasıl yorumlanması gerektiğini tartışmak istiyorum.

Cumhuriyetin kuruluşundan da önce İzmir’de toplanan İktisat Kongresinde Mustafa Kemal Atatürk’ün nutku, Osmanlı’dan kopuş ve yeni ülkenin neler üzerine kurulacağı anlatılmaktadır. Dikkat edilirse, nutukta ifade edilen geçmişin hikayesi ve inşa edilmeye çalışılan yeni devletin kuruluş ilkeleri tarihe uygundur. Zira çeşitli alanlarda yaşanan gelişmeler karşısında yıkılan bir imparatorluktan Batı modeli bir ekonomik yapıya geçilmesi, tarihsel olarak zorunlu, fakat sosyolojik olarak sancılı idi. Günümüz siyasilerinin geçmişi çağrıştırma adına yaptıkları polemik yaratacak bazı söylemleri, geçmişi değil, ama bugünü anlayamamış olmalarının göstergesidir. Zira bugün yerilen geçmişteki siyaset o dönemin koşullarında ayağa kalkış, ama bugün geçmişe özlem siyaseti emperyalizme teslim oluştur.

Evet, Osmanlı parçalanırken doğan Türkiye Cumhuriyeti’nin de kapitalizm dışında oluşturulabileceği de tartışılabilir. Hatta ünlü Bakü Konferansı da bu konuda bir işaret olarak hatırlanabilir. Ancak, unutulmamalı ki, ekonomik sistemler arasındaki geçişler belirli olgunluk anlarındaki........

© Evrensel


Get it on Google Play