Siyaset ve tarafsızlık
Maalesef günümüzde ivme kazanarak bir tarafsızlık tartışması sürdürülmektedir. Bence bu tartışma; birincisi ekonomi yaşamında, ikincisi ise toplumsal yaşamda olmak üzere çağdaş koşullara rağmen hâlâ sürmekte, hatta siyasal erk tarafından da özellikle sürdürülmeye çalışılmaktadır. Konuya önce ekonomik yaşam açısından bakarsak, dengeli burjuvazinin oluşmadığı, buna bağlı olarak da güçlü bir emek kesiminin ve birbirini dengeleyecek güçlü kurumların henüz yetişip yerleşemediği toplumumuzda siyasette taraflılık ekonomik işleyişi ve toplumsal dengeyi sarsıcı şekilde kaba biçimde işle(til)mektedir. Toplumsal yaşama baktığımızda ise, maalesef, laiklik ilke ve uygulamasının çiğnenerek, gelir dağılımının hızla bozulduğu, denetlenemeyen enflasyonun sıkıntıları gibi yönetilemeyen sosyoekonomik koşullarda hem toplumu statik tutabilmek, hem de siyasi kadronun tabanının erimesinin önlenebilmesi için siyasette tarafsızlıktan uzaklaşılmakta bir beis görülmemekte, hatta tercihen bu yol izlenmektedir. Makul ve halka saygılı burjuva demokrasilerinde toplum daha nazik ve suhuletle yönetilebileceği halde, devlet sisteminin henüz oturmamış olmasından kaynaklanırcasına, siyaset sahnesinde adeta insanın yalın özünün yansıması haliyle kaba çatışmalar ve yansımalar yaşanmaktadır. Bu yazıda, toplumu bölme riski taşıyan bu konuya toplumsal ve ekonomik alanlarda tarafsızlık ilkesinin sakıncalı yönleriyle temas etmek istiyorum.
Siyasi erkin vatandaşlara karşı sosyal ve ekonomik alanda tarafsızlık ilkesini koruyabilmesi için ya mutlak piyasa kurallarına sadık kalması ya da piyasa kurallarından sapıldığı durumlarda herkese ve her kesime eşit davranış sergilemesi asgari kural olmalıdır. Şöyle ki, piyasa kuralına göre emek ve sermaye üretim faktörü olarak piyasaya çıkar, piyasa koşullarına göre üretime katkıda bulunur ve kapitalist sisteme göre de sömürüye muhatap olur ya da sömürür, zira kapitalist sistem sömürüye dayalı olup, bu sistemde kalındığı sürece piyasa ortamında, maalesef, herkes bu koşullara razı olmak durumundadır. Hal bu iken, özelleştirmelerin başlatıldığı dönemde özelleştirme politikası lehine ileri sürülen savunmalarda, kamu işletmelerinin arkasında devletin olduğu, bu nedenle özel işletmeler gibi riskle karşı karşıya bulunmadığı, devletin desteğinin ise vatandaşların vergileriyle sağlandığı savları ileri sürülmüştü.
Şimdi bu savı hatırımızda tutarak, devletin özel kesime sağladığı vergi avantajlarını, bedava veya ucuz girdi sağlama mekanizmasını, arsa ya da farklı olanaklarla ilk sermaye birikime destek vermesini bir tarafa koyalım ve bunun karşısına devletin emekçilere nasıl yaklaşım yaptığına bir bakalım. Hemen karşımıza asgari ücret konusu çıkmaktadır. Asgari ücret,........
