Ne olurdu!

Ne olurdu, beynimizi siyasi manevraların şahikasına yükselmede değil de ülkemizi emperyalist sömürüden uzak, demokratik ve müreffeh yolda ilerleten çağdaş bir yönetim kurma yönünde kullanma basiretini gösterebilseydik!

Ne olurdu; bugünkü ucube mutlak başkanlık sistemini ihdas eden hukuk uleması, biraz olsun hak ve hukukun buralara sürüklenebileceğini, emperyalistlerin duhulüne olanak sağlanabileceğini, çağdaş hukuksal yönetim tarzından feodal yönetim tarzını andırır ilkel yönetim sistemine sürüklenip ülkenin bugünlere gelebileceğini görebilseydi de böylesi ucube sistemin inşasına dahiyane fikirleriyle katkı koyup, destek vermeselerdi!

Ne olurdu; yeni bir toplum yaratma sevdasına kapılınmayıp, inanç işlerini insanların vicdanına, hukuk işlerini ehil yargıçların ahlakına, eğitimi ise yetkin ve yetkili kurum ve eğitim ordusu alanına bırakarak çağdaş bir toplumun temelleri üzerinde, daha düzgün ve hesap sorulabilir bir yönetim, cesurca hesap sorabilen bir hukuk sistemi, fikri hür vicdanı hür gençler yetiştirmeye ehil bir eğitim sistemi kurabilmiş olarak; din vicdanlarda, hukuk saygın makamında, eğitim ise gençlere ve topluma bilimsel hizmet çabasında yerlerini almış olsalardı!

Ne olurdu; parlamentoya adım atmış milletvekilleri, dahil oldukları parti mensubiyetinden de önemli olarak oylarını aldıkları insanların temsilcileri oldukları idrakiyle, parlamentoda başkanları direktifleri doğrultusunda parti zıtlaşmasına sürüklenmeden, toplum yararı yönünde hizmet görerek, milletvekilliğini kendi avantasına değil de toplumun avantajına uygun olarak idrak edebilselerdi! Yönetim tarzı siyasi manevralardan çok, düzgün yönetim anlayışı ile götürülerek, parlamento kavga alanı değil de ülke sorunları üzerinde anlamlı ve yapıcı tartışmaların yapıldığı kutsallığına kavuşturulmuş olsa idi!

Ne olurdu; ne zaman parlamento sözcüğü dillere düşse, kurumu yüceltircesine ağızlardan düşürülmeyen “Gazi Meclis” lafını esirgemeyenler, şu ünlü “Gazi Meclis” lafının ulviyet ifade eden anlamının taş duvar binaya atfen değil de, parlamenter sistemin hakkının verildiği, Gazi Parlamentonun noter tasdik makamına indirgenmediği, seçilmişlerin parti başkanlarının memuru zihniyetiyle değil de seçmenlerinin vekili olarak davrandığı, idarenin klasik sistemlere mahsus yetkilerini haiz olduğu bir yapıyı kucaklayan ulvi makama atfen olduğu idraki içine olsalardı!

Ne olurdu; geçen gün idrak edilen yemin merasimini usullere ve vicdanlara aykırı bulanlar itirazlarını parlamentoyu işgal ederek değil de, tam tersi parlamentoyu terk ederek gerçekleştirmiş olsalardı; buna karşın, yemin merasiminin hitamında da yeni atanan kişileri adeta düşman saldırısından korurcasına makam otomobillerine kadar uğurlayan millet temsilcileri, milletin kendilerine tevdi ettiği temsil sıfatlarını unutmayıp, atanmış kişilere karşı böylesi hizmetkar davranışlarla yükümlü olmadıklarını düşünebilselerdi!

Ne olurdu; yeni atamaların sebep olduğu olumsuz süreçler ve görüntüler yaşanırken, ya da bu sürecin toplumun hangi kesimini tatmin edebileceğini düşünemiyorum, fakat biraz da zorlamalarla yaşatılırken, ülkedeki tüm gelişmeleri an-be-an izleyerek ülkelerine harfiyen rapor eden konsoloslara böyle bir fotoğrafı değil de ülkemize daha yakışır bir fotoğrafı verme olanağını gösterebilmiş olsaydık!

Ne olurdu; muhtemel bir seçim beklentisi ile yapılmış olduğu kestirilebilecek bir stratejinin gölgesi olarak tahmin edilebilecek gelişmelere tüm milletvekillerinin, hiç değilse bu kritik kararda başkanlarının emirleri ve tekrar iktidar olma anlayışı ile değil de toplumun âli menfaati doğrultusunda davranma cesaretini takınarak, topluma gerçek anlamda tarihi bir hizmet sunma basiretini gösterip, vicdanlarında huzura erebilselerdi!

Ne olurdu; barış söylemlerini başlatan ve sürdürmeye niyetli olduğunu her fırsatta dile getiren siyasi kadrolar da toplumu böylesi geren ve hiç değilse siyasi etik kurallarına haksızlığı gün gibi ortada böyle bir kararda daha farklı bir tavır takınabilme ferasetini gösterebilselerdi!

Ne olurdu; barış adına ayağa kalkan başlatıcılar ve izleyiciler, daha iç barışta bırakalım bir adım atmayı, tam tersi toplumu zıtlaştıracak zorlamalara meydan veren siyasi davranışları adeta kendine görev sayan çevrelerin ülkeye verdiği zararın hesabını yaparak, potansiyel düşmanla aynı pozisyona düşmeme etik davranışı sergileyebilseydi!

Ne olurdu; bu siyasi manevralara yol açanlar kadar, böylesi manevralarda rol verilenler de aile fertlerinden tutun da toplumun farklı kesimlerine yüzlerini döndüklerinde hiçbir mevki, makam ya da sair menfaatin kara perdeyi yüzlerinden kaldıramayacağının idraki ile daha farklı bir davranış sergileyebilselerdi!

Ne olurdu; siz değerli okurlarımın bu yazıyı okuyacağı 14 Şubat Sevgililer Günü’nde hepimizin yüzünü güldürücü, bölünmemiş bir toplum olarak bizi birbirimize daha sıkı bağlayıcı bir konu ile huzurunuza gelebilmiş olsa idim. Heyhat!


© Evrensel