menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Halk yığınlarının mücadelesi olmadan gerçek bir barış kazanılmaz!

36 0
18.03.2026

ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun “Bir-iki günde bitiririz” diye, 28 Şubat 2026 günü İran’a yönelik başlattıkları savaş, üçüncü haftasında.

İran, savaşın başlamasının üstünden geçen 18 gün içinde beklenenden daha dirençli ve daha etkili karşılık vererek; İsrail’in Tel Aviv başta olmak üzere başlıca kentleri yanında Irak, Kuveyt, Bah-reyn, BAE, Suudi Arabistan ve Ürdün’deki ABD üslerinde bulunan bazı rafinerileri ve lüks otel-leri hedef alarak savaşı bölgeye yayan bir tutum aldı. Dahası İran dünya petrol ve doğal gaz ihtiya-cının yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapatarak, petrol ve doğal gaz silahını da devre-ye soktu!

Hürmüz’ün kapatılması Trumpçıları iyice zora soktu. Onları Çin’den bile yardım istemek zorunda bıraktı!

Son günlerde ise ABD’nin İran’a yönelik bir “kara harekatı” için bölgeye güç yığmaya devam ettiği, bu amaçla Japonya’daki üslerinden 12 bin deniz piyadesinin bölgeye gelmek için yola çıktığı belirtiliyor.

Savaşın ne zaman biteceğine dair Trump ve ABD’li yetkililer her gün fikir değiştirse de gelişmeler savaşın ve elbette savaşa karşı mücadelenin uzun süreceğini de gösteriyor.

Avrupalı hükümetler ayak sürüyor, yığınlar savaşa karşı ama eyleme geçmiş değil!

Savaşın başından beri İspanya açıkça ve insanlık adına dik duran bir ülke olurken İngiltere, İtalya, Fransa ve Almanya ayak sürüseler de “savaşa hayır” diyemeyen bir çizgide durdular. Savaşın uzaması nedeniyle bu dörtlünün de, ABD’nin karşısına açıkça çıkmasalar da, itirazlarını artırdıkları görülüyor.

Nitekim Trump, Hürmüz Boğazı’nı açmak için herkesten yardım bekliyor. Bir gazetecinin, “Ya Avrupalılar destek vermezse” sorusuna verdiği yanıtta, Trump, “Eğer Avrupa ve diğer müttefikle-rimiz Hürmüz Boğazı’nı açmak için bize destek veremezse NATO’yu çok kötü bir gelecek bekliyor” diyerek NATO ülkelerini tehdit ediyor!

Ancak Avrupa işçi sınıfı ve halklarının, örneğin İsrail’in Filistinlilere yönelik soykırımı karşısında alanları dolduran protestolar henüz söz konusu olmadığına göre; Avrupa’nın hükümetlerinin ABD karşısındaki itirazlarını daha ilerlemesi zor görünüyor.

Ancak bugün olmayan halk protestolarının önümüzdeki günlerde olmayacağı anlamına gelmiyor. Nitekim Almanya’da yapılan bir ankete katılanların yaklaşık yüzde 58’i ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını haksız buluyor. Ankete katılanların yalnızca yüzde 25’i savaşı haklı buluyor.

ABD’de ise Reuters Haber Ajansı için yapılan yeni bir Ipsos anketine göre, Cumhuriyetçilerin üçte ikisi ABD’nin İran’daki askeri müdahalesini desteklerken, Demokratların yalnızca yüzde 5’i bu müdahaleyi destekliyor. Ankete katılanların yüzde 43’ü savaşa karşı çıkıyor.

İspanya, İtalya ve Yunanistan’da liman işçileri içinde tepkiler ve protestolar ortaya çakmaya baş-lasa da işçi sınıfının ana kitlesinde henüz bir hareketlenme gözlenmiyor.

Burada elbette savaşın saldırgan tarafı olan iki ülkede İsrail ve ABD’de “savaşa hayır” diyen ve kendi hükümetlerinin politikasına karşı açıkça tutum alan küçümsenemeyecek yığınsallıktaki pro-testoların çok önemli olduğu da apaçık!

Ülkemizde de çok büyük çoğunluk savaşa karşı ama…

Türkiye’de ise iktidar sözcüleri genel olarak “savaş ve barış” üzerine kitabın ortasından konuşmalar yapsalar da Netanyahu’ya söylerken sözünü sakınmadan verip veriştirirken ABD’nin özellikle de savaşın baş sorumlusu durumundaki Trump’ın adını hiç anmadan, dolayısıyla da ABD ve Trump’ı rahatsız etmeyecek tutumu sürdürüyor.

CHP mitinglerinde Genel Başkan Özgür Özel ve sözcüleri ABD ve İsrail’in bölge politikasına ve İran’a saldırılarına tepki gösterip savaşa varan politikalarına karşı çıkıyor. DEM Parti, “İran halkının özgürlüğü ve barış kırmızı çizgimizdir” diye savaşa karşı çıkıyor. Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan pek çok yerdeki basın açıklamalarında, konuşmalarda, işçi sınıfı enternasyonalizmi çizgisinde bir barış mücadelesi için çağrılar yapıyor. Çeşitli il ve ilçelerde yerel siyasi çevrelerin girişimleriyle basın açıklamaları gerçekleşiyor.

Bunlar elbette olanlar ve tabiri caizse “olağan” olanlar. Ama bunlardan da önemlisi işçi sınıfı ve halkın savaş karşısındaki tutumu.

Ülkemizde Almanya ve ABD’deki gibi bir anket henüz yapılmış değil. Ama çarşıda pazarda, kahvelerde, üniversite gençleri arasında, ABD ve İsrail’in saldırısıyla başlattıkları savaşa karşı çıkma tutumu tartışılmaz biçimde yüksek! Hatta “Keşke Yunan kazansaydı” diyenlerin devamcısı olan kimi tarikat ve cemaat çevreleri dışında çok büyük bir çoğunluk bu ABD-İsrail yapımı sava-şa karşı. Ama bu karşıtlık henüz bir protestoya dönüşmüş değil.

Nitekim sendikalar cenahından, Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Başkanı Özkan Atar ve Nakli-yat-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Rıza Küçkosmanoğlu’nun katıldığı, ABD’nin Küba’ya ve İran’a yönelik saldırganlığını protesto etmek amacıyla ABD İstanbul Başkonsolosluğu önünde basın açıklaması yapmaları ve Eskişehir’de Nakliyat-İş, Birleşik Metal-İş Eskişehir Şube baş-kanları ve DİSK bölge temsilcisinin katıldığı etkinlik dışında bir tepki yok!

Ülkemizin barış ve antiemperyalist mücadele geleneği ve yerel güçleri harekete geçirilmeli

Konvansiyonel savaşlar için bir klasik olan “Piyadenin süngüsü girmeden savaş kazanılmaz” ifadesiyle benzeştirerek söylersek, emperyalistler ve gericilikler arasında savaşlarda işçi sınıfı ve emekçi halk yığınlarının “Savaşa hayır diyen bir barış mücadelesi olmadan az çok gerçek bir barış sağlanamaz” dersek doğru bir saptama yapmış oluruz. Bu yüzden de bugün işçi sınıfının ve emekçi halk yığınlarının çoğunluğu şu ya da bu biçimde “savaşa hayır” diyen bir duyguya ve dü-şünceye sahip olmasını küçümsemeden, savaş karşıtı bir mücadele için yığınların ortak talepler etrafında harekete geçebilecekleri bir birlik sağlamaları son derece önemlidir.

Mevcut sendika ve konfederasyonların önemli bir bölümünün durumu dikkate alındığında savaşa karşı mücadelede;

Sınıf içinde başlıca sorumluluğun mücadeleci sendikacılar ve ileri işçiler de olduğu, eğer onlar gerekli inisiyatifi alırlarsa işçilerin çoğunluğunun duygularına hitap edebileceği, bu yüzden de düne göre savaşa karşı mücadelenin daha etkili,

Emek örgütlerinin savaşa karşı verilecek bir barış mücadelesinde her iş kolu ve kademeden mücadeleci sendikaların ve emek örgütlerinin tutumları son derece önemli,

Yerel emek ve demokrasi güçlerinin, savaşa karşı barış mücadelesi konusunda kafa karışık-lığının giderilmesinde yerellerde işçiler, emekçiler, gençler, kadınlar, emekliler arasında, barış mücadelesi, bu mücadelenin niteliği (antiemperyalist ve işçi sınıfı enternasyonalizmi nitelikli) konusundaki ortak mücadele birliğini sağlamak için yerel aydınların demokratla-rın, akademisyenlerin, yerel sendikacı ve emek örgütlerinin yerel temsilcilerinin seferber edilmesi, yerellerdeki sendikaların, emek örgütlerinin, hemşehri derneklerinin imkanlarının barış mücadelesinin imkanları olarak değerlendirilmesi, hiçbir imkanın heder edilmemesi ve amaca uygun kullanılması mücadelenin yurt sathına yayılmasında ayrıca önemli olacak-tır.

Ülkemizin barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesi deneyimi ve bu mücadelenin birikimi, bugün karşı karşıya olduğumuz soruları aşamada son derece önemli birikime sahiptir. Yeter ki, ileri güçler bu deneyimin derslerini gerektiği gibi değerlendirebilsin!


© Evrensel