Emperyalist haydutluğa karşı Türkiye’de bulunan NATO ve ABD üsleri kapatılmalıdır! |
Geçtiğimiz cumartesi günü sabahın çok erken saatlerinde ABD ve İsrail hava kuvvetleri İran’a savaş uçakları ve füzelerle saldırdı. Saldırıda Dini Lider Ali Hamaney, Genelkurmay Başkanı Abdurahman Musevi, Devrim Muhafızları Komutanı Ahmet Vahidi ile çok sayıda üst düzey askeri ve sivil yöneticinin öldürüldüğü açıklandı. İsrail, öldürülen üst düzey yöneticilerin 40 kişi olduğunu iddia ediyor.
ABD savaş uçaklarının bir kız ilkokulunu vurduğu ve 150’den fazla kız çocuğunun öldürüldüğü de İran tarafından açıklandı.
Başkent Tahran ve başlıca kentlerindeki nükleer zenginleştirme tesisleri, dron ve füze üsleri de vuruldu.
ABD ve İsrail, önceki gün ve dün de Tahran ve bazı kentlere yönelik saldırılarını sürdürdü.
İran, saldırıda öldürülenler için 40 günlük yas ilan etti.
İran’ın tutumunu Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan “Bu büyük suç asla cezasız kalmayacak” diyerek açıkladı.
Hamaney’in de öldürülmesi ve saldırının boyutlarıyla, 2025 haziranında ABD ve İsrail’in ortak düzenlediği “12 gün saldırısı” denilen saldırının ötesinde sonuçlarının olacağı anlaşılıyor.
Haziran ayındaki saldırının ardından sadece İsrail’i hedef alan İran bu sefer,
İsrail’in yanı sıra Bahreyn, Katar, BAE, Kuveyt, Ürdün, Umman, Irak’taki (Erbil) ABD üslerini hedef aldı, Kıbrıs’taki İngiltere üslerini füzelerle vurdu.
İran halkları Trump ve Netanyahu’nun çağrılarına aldanamaz!
ABD Başkanı Donald Trump, saldırının hemen arkasından yaptığı uzun TV konuşmasında; ABD’ye ve ABD ordusuna, Trumpist diyebileceğimiz hamasi bir üslupla övgüler yağdırdıktan sonra İran halkına da çağrı yaptı!
İran’a çoğu yalan yanlış suçlamalar yaptıktan sonra halka; “Özgürlüğünüzün saati geldi. Biz işimizi bitirdiğimizde, hükümetinizi devralın… Şimdi size istediğinizi veren bir başkanınız var, bakalım nasıl karşılık vereceksiniz… Bu, harekete geçme anıdır. Bunun geçip gitmesine izin vermeyin!” dedi.
İsrail Başbakanı Netanyahu da saldırının İran halkının bu rejimden kurtulması için yapıldığını iddia ederek onları rejime karşı ayaklanmaya çağırdı!
Ancak her iki çağrının da beklenen etkiyi yapmasının pek olanaklı olmayacağını söyleyebiliriz. Hatta bu çağrıların ters tepmesi çok daha mümkün!
Evet halk, molla rejiminin yarım yüzyıla dayanan, halkın ensesinde boza pişiren, zalim bir rejimin başı Hamaney’in arkasından ağlayacak değildir. Ama molla rejiminin yerine emperyalist uşakların geçmesini de kabul etmeyecektir. Nitekim önceki benzer çağrılarda bunu gördük. İran halkı, emperyalistlerden gelecek bir özgürlüğün kendileri için özgürlükten çok emperyalistlere köleliği getireceğini, molla rejiminden daha iyi bir gelecek sunmayacağını bilecek bir halk olduğunu göstermişti.
Burada yaygın bir yanılgıya da dikkat çekmek gerekiyor. Medyada ve siyasette sözüne önem verilen pek çok kişi ve çevre, İran’a yönelik saldırı için, ABD’yi İsrail’in provoke ederek İran’a saldırttığını iddia ediyorlar. Tevrat’taki “Nil’den Fırat’a vadedilmiş topraklar”, “Armageddon” üstünden uydurulmuş efsaneler ve siyonist söylencelerin ABD ve emperyalizmin amaçlarının üstünün örtüsü olarak kullanmak bir yanılgıdır. Çünkü arkasında ABD olmasa İsrail sıradan bir Ortadoğu devleti olarak komşularıyla iyi geçinmek zorunda kalacak bir ülke olurdu. Arkasında ABD olmasa İsrail ne Filistinlere zulmedip soykırım yapabilir ne de İran’a ya da başka bir ülkeye saldırmayı, bölgeyi terörize ederek politika yapmayı aklından geçirebilirdi!
Kısacası bölgenin sorunlarının sebebi emperyalistlerin bölgeye müdahalesi ve aralarındaki rekabettir. İsrail’in azmettiricisi de ABD başta olmak üzere emperyalistlerdir. İsrail ise onların tetikçisidir! Bu yüzdendir ki bölgeyi tartışırken; İsrail’in ABD’yi provoke edip bölgedeki çatışmaların içine çektiğini söylemek, ABD’nin İsrail’i tetikçisi olarak sahneye sürdüğünü dikkatten kaçırtmak ve sorunu Yahudi-İslam düşmanlığına indirgemek emperyalistlere geniş bir manevra alanı sağlamak anlamına gelmektedir.
Özgürlük ve demokrasi ABD’nin kendi amaçları uğruna yaptığı saldırıların örtüsüdür!
ABD, İran halkının bu türden çağrılara yanıt vermeyeceğini bilmez mi?
Elbette herkesten iyi bilir. Çünkü ABD’nin 20. yüzyılın ikinci yarısı boyunca özgürlük ve demokrasi vaadiyle organize ettiği savaşları, iç savaşları ve askeri darbeleri bir yana bıraksak bile; özgürlük ve demokrasi getirmek için işgal ettiği Irak ve Afganistan başta olmak üzere çeşitli yöntemlerle müdahale ettiği hiçbir yerde halklara özgürlük ve demokrasi götürmemiştir.
ABD özgürlük ve demokrasi havarisi rolünü kendi çıkarları için çeşitli bölge ve ülkelere yönelik yaptığı örtülü ve açık operasyonlara, iç savaşlara, savaşlara meşruiyet kazandırmak için kullanmaktadır.
İran’a yönelik saldırılarda da asıl amaç İran rejimini yıkarak İran’a demokrasi getirmek değildir.
Tersine; ABD ve İsrail, bir zulüm rejimi olan molla rejiminin kötü ününü, kendi amaçlarına varmak, İran’ı ve bölgeyi emperyalist-siyonist politikaların ihtiyaç ve amaçları doğrultusunda dizayn etmenin örtüsü yapmak için kullanmaktadır.
Burada “İran neden ABD’nin hedefindedir” sorusu gelebilir.
Bu sorunun iki başlıca nedeninden söz edebiliriz.
Bunlardan biricisi bölgede İran’dan başlayıp Lübnan’a kadar uzanan “Şii Hilali”nin lider ülkesi olmasıdır. Dolayısıyla İran; bölgedeki Irak, Bahreyn, Yemen, Lübnan gibi ülkelerde önemli bir nüfus olan Şiilerin, Husiler, Hizbullah gibi vekil güçler için lider ülke olmasıdır.
Bundan bölgedeki Sünni çoğunluğun olduğu Suudi Arabistan (SA), Kuveyt, Bahreyn, BAE, Ürdün, Yemen, Umman yönetimleri hoşnut değildir ve ABD’yi, tehdit ülke gördükleri İran’dan kendilerini koruyacak ülke olarak görmektedir. Nitekim bu ülkeler ABD’nin bölgedeki en önemli ve büyük üslerine sahiplik yapmaktadır. Nitekim, İran’a yönelik ABD-İsrail saldırısının arkasından SA’nın ordusuna İran’a yönelik operasyon yapma yetkisi verdiği belirtilmektedir.
ABD’ye göre İran’ın ikinci bir “suçu” daha vardır: Suriye iç savaşında Rusya’nın bölgeye müdahalesinde iş birliği yapmasıdır. Son yıllarda ise, Çin’le giriştiği sadece ekonomik değil askeri alanda geniş çaplı iş birliği anlaşmaları yapmış olması, ABD’nin bu iki kadim düşmanı ile sahada askeri tatbikatlar yapmaya kadar götürerek Rusya, özellikle de Çin’in Ortadoğu’ya sızması için köprübaşı olmasıdır!
Antiemperyalist karakterli bir barış mücadelesi
Son gelen haberler Almanya, İngiltere ve Fransa’nın da ABD-İsrail saldırısına tam destek verdiği biçimindedir.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik son dört-beş gündür süren haydutça saldırıları kendi başına gelişmelerin tersine, emperyalist-siyonist saldırı son yıllarda Suriye iş savaşı ve Filistin soykırımıyla ve bölgenin yeniden dizayn edilmesi girişimleriyle bağlantılıdır. Bu yüzden de bölgesel bir savaşa yol açma ihtimalini de içeren bir gelişmedir.
Bölge halkları, antiemperyalist ve antisiyonist güçler ise halkların kendi kaderleri tayin haklarını da içeren antiemperyalist karakterli bir barış mücadelesini daha öne çıkaran bir mücadele için gündemlerini yenilemekle karşı karşıyadır.
Öyle anlaşılmaktadır ki en azından önümüzdeki günler ve haftalarda bu sorunu çeşitli yönleriyle tartışacağız.
Bugün bu yazıyı Emek Partisinin cumartesi günü ABD-İsrail saldırısının hemen arkasından yaptığı çağrı ile bitirelim:
“Görülmektedir ki Amerikan emperyalizmi karşısında hiçbir ülke güvende değildir. Saldırılar karşısında sessiz kalınamaz. Türkiye açık tutum alarak İran’a saldırmakta olan ABD’yi de kınamalı ve bu saldırıya karşı olduğunu açıklamalıdır.
AKP iktidarı ABD ve İsrail’in Türkiye’deki tüm askeri faaliyetlerini durdurmalıdır. Türkiye’de bulunan NATO ve ABD üsleri derhal kapatılmalıdır. Türkiye halkları emperyalist ve siyonist saldırganlara karşı birleşmeli ve barış mücadelesini yükseltmelidir.”