menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Avrupa emperyalizminin temsilcileri ‘güvenlik’ için toplanıp savaşa hazırlığı konuştular!

14 0
25.02.2026

Münih Güvenlik Konferansının 62’ncisi 13-15 Şubat 2026 günlerinde yapıldı.

Konferansı izleyen gazetecilerin yaptıkları haber ve yorumlardan anlaşılıyor ki konferans kapsamında düzenlenen panellerdeki cumhurbaşkanı, başbakan, dışişleri bakanı,.. titri taşıyan konuşmacılar; ’90’ların başında Sovyetler Birliği’nin dağılmasının arkasından ilan edilen “tek kutuplu”, ABD liderliğindeki bir emperyalist dünya düzeni olan yeni dünya düzeni (YDD) adını verdikleri düzenin yıkıldığını, artık “çok kutuplu” bir dünyada yaşandığını öne sürerek, Avrupa’nın böyle bir dünyada nasıl “kutuplardan biri” olarak ayakta kalabileceğini tartışıyorlar. 

Rusya-Ukrayna savaşının nasıl sonuçlandırılacağı, ABD-Avrupa ilişkilerinin ne olacağı, Avrupa’ya kimin liderlik yapacağı, NATO’nun ne olacağına kadar değişik ama birbiriyle ilişkili sorunlar gündem yapılıyor.

Konferansın en dikkat çeken konuşmalardan birisini NATO Genel Sekreteri Mark Rutte yaptı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın her AB ile sorunda çözümü “NATO’dan çıkarız ha”ya, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ise “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti, NATO’dan bağımsız Avrupa ordusu kurmalıyız”a götürdüğü tartışmaları fazla ciddiye almayınız dercesine Rutte, "AB ile NATO arasındaki iş birliği hiç olmadığı kadar güçlü" klişe cümlesini tekrarladıktan sonra asıl söyleyeceklerine geliyor. Almanya'nın savunma harcamalarını 150 milyar avronun üzerine çıkaracağını aktarıyor. “Bu, Avrupa’yı doğru yöne götürüyor. Almanya’dan ihtiyacımız olan liderlik türü bu” diyerek Almanya’nın Ukrayna’ya destekte de öncülük ettiğine vurgu yapıyor. Böylece Rutte, Almanya’nın ABD’nin (ve tabii diğer NATO ülkelerinin gözünde) NATO’da ve kurulacak olan “yeni uluslararası düzen”de de Avurpa’da lider ülke olduğunu söylemiş oluyor.

Yeni uluslararası düzenin avrupa çıtasını, Almanya Başbakanı Merz koydu

Konferansta bütün başlıca konularda ayrıntılı açıklamalar yapan Almanya Başbakanı Friedrich Merz, “Kurallara dayalı uluslararası düzenin artık mevcut olmadığını” söyledi. “Bu düzen, en iyi dönemlerinde ne kadar kusurlu olsa da artık bu haliyle bile mevcut değil” diyen Merz, konferansın sloganının “yıkım sürecinde” olduğuna dikkat çekti.

Hemen bütün konuşmacıların üstüne konuştuğu Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili olarak Merz, savaşı Rusya’nın başlattığını ve bitirmek istemediğini belirttikten sonra savaşın bitmesi konusunda kendi öngörüsünü de Rusya’nın ekonomik ve askeri açıdan tükenme noktasına gelmeden savaşın sona ermeyeceği biçiminde ifade etti!

Merz’in bu yanıtı elbette Trump’ın Rusya-Ukrayna savaşını Putin’le, Avrupa’yı da dışlayarak at pazarlığına döküp bitirme planına karşı da bir yanıttı!

Merz, yoğun şekilde “caydırıcılığa” yatırım yaptıklarını, Alman ordusunu hızlı şekilde Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusu yapmak istediklerini ve istihbarat servislerini de güçlendireceklerini söyledi. Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile Avrupa’nın nükleer caydırıcılığı konusunda ilk görüşmeleri yaptığını da ifade eden Merz, nükleer konusunda da adım atacaklarının sinyalini verdi.

Konferansta konuşan her konuşmacı silahlanmadan, askeri güç olmanın öneminden söz etti ama hangi düşmana karşı silahlandıklarından söz etmediler. Almanya Başbakanı ise bu konuda “Avrupa’nın lideri olarak” bir adım daha atıp kime karşı ve hangi ölçüde bir silahlanmadan söz ettiğine dair somut ifadeler kullandı.

“Öngörülebilir bir gelecekte, Pekin, askeri açıdan ABD ile aynı seviyede yer alabilir” diyen Merz, Çin’in diğer ülkelerin bağımlılıklarını sistematik olarak kullandığını ve uluslararası düzeni kendi anlayışına göre yeniden yorumladığını öne sürdü. Dahası Merz, ABD’nin liderlik iddiasının sorgulandığını, hatta belki de bunun kaybedildiğini belirtti.

Merz, diğer konuşmacıların söz etmediği, silahlanmada çıtanın yeri için de somut bir seviye belirledi.

Rusya’nın gayrisafi milli hasılasının (GSYİH) halihazırda 2 trilyon avro olduğuna işaret eden Merz, “Avrupa Birliğinin GSYİH’si Rusya’nınkinden on kat daha fazla. Ancak bugün Avrupa, Rusya’nın on katı kadar güçlü değil. Askeri, siyasi, ekonomik ve teknolojik potansiyelimiz çok büyük. Ancak bunu kullanabilmiş değiliz” dedi. 

Böylece Merz, yeni uluslararası düzende bir tarafta ABD ve Avrupa’nın, karşısında ise Çin’in (ve büyük olasılıkla müttefik olarak Rusya’nın) olacağını söylemiş oluyor. Silahlanma yarışında Rusya’nın seviyesini geçmek hedefi olduğunu, bunun için Avrupa’nın gerekli ekonomik ve teknolojik güce sahip olduğunu da belirtiyor. 

Merz, Avrupalıların NATO’nun üzerinde kurulu olduğu güvenin ne kadar kıymetli olduğunu bildiğini dile getirip, NATO’nun Avrupa’daki lider ülkesi olma rolünü benimsediğini göstermek istercesine ABD’nin Trump’ın şahsında “NATO’dan çıkarız ha” tehdidine de yanıt veriyor: “Büyük güçler çağında ABD de bu güvene ihtiyaç duyacak. Tek başına hareket ettiklerinde onlar da kendi güçlerinin sınırına geleceklerdir!”

Böylece Merz, yeni kurulacak “çok kutuplu uluslararası düzende” de NATO’nun, her halde yeni koşullarda devam etmesini hem öngörüyor hem de önemli buluyor!

Güvenlik ve barışın garantisi işçi sınıfı enternasyonalizmi çizgisinde bir mücadele ihtiyacı

Emperyalistler nerede güvenlikten söz ediyorsa orada mutlaka silahlanmadan söz ediyorlar. Daha doğrusu silahlanmaya hız vermek istiyorlarsa “güvenlik”ten söz ediyorlar. Beka sorunundan, komşu ülkelerini hain emellerinden, “tarihi düşmanlar”ın silahlanmasından ve bunun ülkeyi tehdit ettiği söylemi eşliğinde yakın bir güvenlik tehdidiyle karşı karşıya olunduğundan, dolayısıyla silahlanmanın zorunluluğundan söz eden bir propaganda körükleniyor.

Her zaman milli ve dini değerlerlerle cilalanarak, geniş halk yığınlarının duyguları kışkırtılarak, silahlanmanın yüküne gönüllü olarak katlanmaları sağlanıyor.

Elbette silah-mühimmat sanayi en kârlı sektörlerin başında geldiği için sermaye için ayrı bir çekiciliği de var!

Emperyalizm çağında tekeller arasındaki rekabetin kaçınılmaz sonucu savaşlar olduğu gibi barış, güvenlik dendiğinde de sermaye siyasetçilerinin aklına silahlanmadan başka bir seçenek gelmiyor.

Nitekim Münih Güvenlik Konferansında Avrupalı emperyalistler, “Güvenliği konuşmak” için topladıklarını söylediler ama gerçekte silahlanma ve savaş hazırlığını konuştular!

Evet tekellerin, emperyalist ülkelerin devletlerinin düzenlerini sürdürmek için silahlanmadan başka bir seçenekleri yok ama insanlığın elinde yüz yıldan fazla bir zamandan beri işçi sınıfı enternasyonalizmi gibi bir imkan var. Ki işçi sınıfı enternasyonalizmi çizgisinde bu tutum; dil, din, milliyet... farkı gözetmeksizin tüm işçilerin kardeş olduğu, dolayısıyla sermayenin çıkarı uğruna çıkarılmış savaşlarda kardeşlerin birbirini boğazlamasına karşı çıkan, işçilerin savaşı çıkaran kendi burjuvazilerine karşı mücadele etmesini esas alan antiemperyalist ve barışçı tutum; gerek her bir ülkede çatışma ve iç savaşlarda gerekse emperyalistler arası savaşlarda tek gerçekçi seçenektir.

Dolayısıyla güvenlik için silaha sarılmaya gerek olmadığı gibi, ülkeler ve halklar arasındaki soruların çözümünde, gerçek bir barış için halkların kendi kaderini tayin hakkını esas alan yurt savunması dışında savaşı meşru görmeyen işçi sınıfı enternasyonalizminin önemi daha bir anlaşılmaktadır.

Münih Güvenlik Konferansında Avrupa ülkelerinin yöneticilerinin konuşmaları, işçi sınıfı enternasyonalizmi çizgisinde antiemperyalist karakterli bir barış mücadelesinin ne kadar önemli ve acil olduğunu göstermektedir. 

Güvenli, barış içinde bir ülke ve dünyanın yolu da budur!


© Evrensel