İnsan haklarının korunmasında en önemli konulardan birisi, insan haklarının hukuk yoluyla ve hukuk düzeni tarafından korunmasıdır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin ön sözünde “İnsanın zulüm ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmaya mecbur kalmaması için insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunmasının esaslı bir zaruret olması” vurgulanır.

Hukuk rejimi/ düzeni dediğimize göre, bu hukuk düzeni normatif düzenlemelere dayanıyor olmalı. Evet bugün diktatörlüklerde de bir hukuk düzeni vardır. Normatif düzenlemeler Evrensel Bildiri’nin işaret ettiği hukuk düzenine karşılık gelmiyor. Hukuk düzeninden kastımız, hukukun üstünlüğü ilkesine dayalı düzenlerdir. Hukukun üstünlüğü ilkesi, kamu otoritelerinin eylem ve işlemlerinin hukuka dayalı olması ve bu eylem ve işlemlerinin yargı tarafından hukuksal denetime tabi olmasıdır. Evrensel Bildiri’de sözü edilen hukuk rejimi/düzeni insan hakları ve özgürlüklerine dayalı olan düzendir. Nitekim 28. maddede de böyle bir düzenin hem uluslararası düzeyde hem de her bir ülkede gerçekleşmesinin herkesin insan hakkı olduğu yazılıdır.

Bizim Türkiye’de temel problemlerden birisidir bu durum. İnsan haklarının korunmasından söz ediyorsak buradan başlamalıyız. Anayasa’nın 2. maddesinde devletin hukuk devleti olduğu yazılıdır. Bugüne baktığımızda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını yerine getirmeyen bir düzenden, anlayıştan bahsediliyor. Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verileri bunu söylüyor. En yetkili ağızlar, AİHM kararlarına uymak zorunda olmadığımızı söylüyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesinde yazılı olan Türkiye’nin taahhüdünü unutuyorlar. O unutkanlık söz gelimi Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararlarının uygulanmaması şeklinde kendisini gösteriyor. Üstelik kesinleşmiş kararlar bunlar ve 18. madde ihlallerini içeriyor. Yani Kavala ve Demirtaş herhangi bir suç nedeniyle değil siyasi saiklerle özgürlükten yoksun bırakılıyorlar.

Türkiye’nin hukuk düzeni çeşitli durumlarda ifade özgürlüğünü tanımıyor ve ihlal ediyor. Bir kez daha Taksim İstiklal Caddesi’nde vahşi katliamda halkın haber alma ve hakikati öğrenme, bilme hakkını ihlal etti. Profesör Dr. Yaman Akdeniz, twitter hesabında katliamın hemen ardından uygulanan yaptırımlar ile ilgili 11 maddelik açıklamasında dedi ki,

“1. İstanbul’daki bombalı saldırı sonrasında sosyal medya platformlarına uygulanan bant daraltma yaptırımı & vatandaşların haber ve bilgi edinme haklarının engellenmesinin yasal dayanağı çok soruluyor. Kısa cevap, Türk mevzuatında bant daraltma için genel bir yasal dayanak yok.

2. Fakat, mevzuatta “bant daraltma” yaptırımının keyfiyete izin verecek şekilde ve sansür amaçlı kullanılmasına izin veren yasal bir düzenleme mevcut. Bu düzenlemenin tarihçesi OHAL dönemindeki KHK’lere kadar uzanıyor.

3. Ağustos 2016 içinde ve OHAL devam ederken 671 sayılı KHK ile 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun yetkisi ve idari yaptırımlarla ilgili 60. maddesine 10. paragraf eklendi. Bu madde ile Cumhurbaşkanlığına geniş yetki verildi.

4. Bu bağlamda Cumhurbaşkanlığı, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık & genel ahlakın korunması veya başkalarının hak & özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak gerekli gördüğü tedbirleri alıp, BTK’ye bildirebiliyor.

5. BTK başkanı da, Cumhurbaşkanlığı tedbirlerine ilişkin kararını derhal işletmecilere ve erişim sağlayıcılara bildiriyor. Bu kararın gereği, derhal & kararın bildirilmesi anından itibaren en geç 2 saat içinde yerine getiriliyor. Bant daraltma uygulaması da bu şekilde yapılıyor.

6. Uygulamada aslında hakim onayı şartı var. Madde “Bu karar, 24 saat içinde sulh ceza hakiminin onayına sunulur. Hakim kararını 48 saat içinde açıklar, aksi halde karar kendiliğinden kalkar” diyor. Fakat, kısa süreli bant daraltma uygulamalarında hakim onayına gerek kalmıyor.

7. Dolayısıyla, kısa süreli genel bant daraltma uygulamalarında Cumhurbaşkanlığı karar veriyor, BTK başkanı uyguluyor ve fakat 24 saat dolmadan hakim onayına gitme şartı yok. Hakime gitseler de onay alınacak ama o zaman kararlar denetime açılacak. Denetim ise istenmiyor.

8. Hakim kararlarına itiraz edilebilir, itirazlar reddedilse bile Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılabilir, hatta gerekirse AİHM’ye kadar gidilebilir. Elektronik Haberleşme Kanunu’nda yer alan bu yetki ile bant daraltma uygulaması tamamen gizli bir şekilde yapılıyor.

9. Ayrıca, 5651 sayılı Yasa’da sosyal medya platformları ile ilgili olarak eğer yükümlülüklerini yerine getirmezler ise bant daraltma cezası ve hatta Elektronik Haberleşme Kanunu’nda da şebekeler üstü hizmet sağlayıcıları için bant daraltma cezası var.

10. Fakat, İstanbul’daki bombalı saldırı sonrasındaki bant daraltma uygulaması tamamen Cumhurbaşkanlığı ve BTK başkanı üzerinden keyfi bir şekilde yürütülen ve ancak sansür olarak tanımlanacak bir uygulamadır. Hukukumuzda, OHAL temelli bu tip uygulamalar asla olmamalıdır.

11. Demokratik toplumlarda, keyfi bir şekilde, toplumun özellikle İstanbul’daki bombalı saldırı gibi toplumu yakından ilgilendiren olaylara ilişkin olarak haber ve bilgi edinmesinin geçici olarak olsa dahi keyfi bir yaptırım mekanizması ile engellenmesi asla kabul görmez.”

Sizce Türkiye’de hukuk düzeni insan hakları ve özgürlüklerini koruyor mu?

QOSHE - Hukuk düzeni hakları ve özgürlükleri koruyor mu? - Hüsnü Öndül
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Hukuk düzeni hakları ve özgürlükleri koruyor mu?

11 15 5
17.11.2022

İnsan haklarının korunmasında en önemli konulardan birisi, insan haklarının hukuk yoluyla ve hukuk düzeni tarafından korunmasıdır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin ön sözünde “İnsanın zulüm ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmaya mecbur kalmaması için insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunmasının esaslı bir zaruret olması” vurgulanır.

Hukuk rejimi/ düzeni dediğimize göre, bu hukuk düzeni normatif düzenlemelere dayanıyor olmalı. Evet bugün diktatörlüklerde de bir hukuk düzeni vardır. Normatif düzenlemeler Evrensel Bildiri’nin işaret ettiği hukuk düzenine karşılık gelmiyor. Hukuk düzeninden kastımız, hukukun üstünlüğü ilkesine dayalı düzenlerdir. Hukukun üstünlüğü ilkesi, kamu otoritelerinin eylem ve işlemlerinin hukuka dayalı olması ve bu eylem ve işlemlerinin yargı tarafından hukuksal denetime tabi olmasıdır. Evrensel Bildiri’de sözü edilen hukuk rejimi/düzeni insan hakları ve özgürlüklerine dayalı olan düzendir. Nitekim 28. maddede de böyle bir düzenin hem uluslararası düzeyde hem de her bir ülkede gerçekleşmesinin herkesin insan hakkı olduğu yazılıdır.

Bizim Türkiye’de temel problemlerden birisidir bu durum. İnsan haklarının korunmasından söz ediyorsak buradan başlamalıyız. Anayasa’nın 2. maddesinde devletin hukuk devleti olduğu yazılıdır. Bugüne baktığımızda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını yerine getirmeyen bir düzenden, anlayıştan bahsediliyor. Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verileri bunu söylüyor. En yetkili ağızlar, AİHM kararlarına uymak zorunda olmadığımızı söylüyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesinde yazılı olan Türkiye’nin taahhüdünü unutuyorlar. O unutkanlık söz gelimi Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararlarının uygulanmaması şeklinde kendisini gösteriyor.........

© Evrensel


Get it on Google Play