Lübnan-İsrail görüşmeleri barış getirir mi?

Amerika’nın araya girmesi ile Lübnan-İsrail doğrudan müzakereleri başlayacak gibi görünüyor. Resmi açıklamalara göre Amerika’daki Lübnan-İsrail büyükelçilerinin yüz yüze yaptığı ön görüşme, Güney Kıbrıs’ta gerçekleşmesi planlanan müzakerelerin yol haritasını ve genel çerçevesini belirledi. Ancak tarafların yaklaşımlarına ve şartlarına bakılırsa bu sürecin kısa sürede müzakereye dönüşmesi, dönüşse bile somut sonuçlar doğurması hiç kolay olmayacak.

Amerika, Lübnan meselesini İran ile savaş sürecinden ayırmaya çalışıyor. Yeni olmayan bir yaklaşımla Lübnan ile İsrail’i barıştırmasını, İsrail ile normalleşme sürecine dahil olmasını ve İbrahim Anlaşmaları’na imza atmasını sağlamak temel hedef.

Lübnan hâlâ İsrail’i resmi olarak tanımıyor. Hatta Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine başta Hizbullah olmak üzere tepki gösterenlere Lübnan dışişleri bakanı sık sık “Bu görüşmeler İsrail’i tanımak anlamına gelmiyor” şeklinde açıklama yapıyor. Müzakerelerin başlaması için Lübnan’ın temel şartları kapsamlı ateşkes, İsrail’in işgal ettiği yerlerden çekilmesi ve Lübnan ordusunun bu bölgelere yerleşmesiydi. Lübnan tarafı bu şartlar yerine getirildikten sonra siyasi sürece, yani müzakerelere geçilmesini istiyor. Aslında Lübnan’ın bu şartları ilk savaşın ardından varılan ancak uygulanmayan ateşkes anlaşmasının şartları ile neredeyse aynı. İlk ateşkes uygulanabilseydi, İsrail ateşkesin şartlarına uysaydı, Hizbullah ile ilgili ülke içinde bir formül bulunabilseydi ikinci savaş olmayabilirdi ancak o anlaşmanın da ölü doğduğu aşikardı.

İsrail tarafı ise Lübnan’ın şartlarını kabul etmek bir tarafa savaş hali devam ederken müzakerelere başlanmasını istiyor. İsrail’e göre tek mesele Hizbullah ve ateşkesin önündeki tek engel de Hizbullah’ın silahsızlandırılmasının sağlanamaması. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar son açıklamasında bir kez daha “Lübnan ile barış ve normalleşme istiyoruz ve tek sorun Hizbullah” mealinde konuştu.

Peki savaş devam ederken müzakere olur mu?

Aslında olur, ancak Lübnan’daki durum oldukça farklı ve İsrail de bunu avantaja çevirmek niyetinde. Sonuçta Lübnan’ın İsrail’e karşı askeri, siyasi ya da ekonomik anlamda caydırıcı kartı yok. Lübnan ordusunun çeşitli ülkelerden kumanya yardımı alacak hatta maaşlarını temin edecek kadar zayıf olduğu biliniyor. Açıkçası Lübnan’ın güvendiği tek şey Lübnan’da çeşitli ülkelerin çıkarının olması ve bu ülkelerin devreye girerek İsrail’e baskı yapması. En başta Amerika olmak üzere Fransa’dan Suudi Arabistan’a ve Mısır’a kadar birçok ülke Lübnan’da yeni bir kaosun ya da iç savaş faylarını uyandıracak gerilimi istemiyor. Ancak diğer taraftan Lübnan’da İran’ın nüfuzu lojistik hatlarının kesilmesi, Lübnan hükümetinin attığı adımlar gibi sebeplerle çok zayıflamış olsa da tamamen yok olmadı. İran savaşının gidişatı Lübnan’daki durumu özellikle de Hizbullah’ı oldukça etkileyecektir. Zaten Amerika da bu sebeple İran savaşı sonuçlanmadan iki süreci ayırıp Lübnan’ın İsrail ile normalleşme kulvarına girmesini istiyor.

 Peki Lübnan mevcut cumhurbaşkanı ve hükümet ile mi sınırlı? Elbette hayır!

İsrail’e kalırsa Hizbullah’ın hem silahlı hem siyasi kanadının tamamen ortadan kaldırılması gerekiyor ancak Lübnan’daki bütün siyasi taraflar gibi mezhepçi anayasa ile dizayn edilen sistemden gücünü alan Hizbullah’ın savaşla, baskıyla, yasaklanarak ortadan kalkması mümkün değil. Bu nedenle önceki yılki savaş döneminde Lübnan içinde yapılan tartışmalar bir kez daha alevlendi. Son olarak Hizbullah Lideri Naim Kasım, Lübnan hükümetinden İsrail ile görüşmeleri iptal etmesini isteyerek, “Önce biz içeride uzlaşmalıyız, anlaşmalıyız” dedi. Yani savaş tecrübesi olan bir potansiyelin zayıf durumdaki Lübnan ordusuna ve güvenlik birimlerine entegre edilmesi, on binlerce insanın işsiz kalmasının önüne geçilmesi, Şiilerin önemli bir kısmının desteklediği bir oluşumun İsrail istediği için siyaset dışı bırakılamayacağı gibi önemli alt başlıkları olan bu tartışma hâlâ bir formüle ulaşamadı.

Diğer taraftan İsrail son savaşa kadar Lübnan’ı ve Hizbullah’ı birbirinden ayırır ve Hizbullah hedeflerine saldırılar gerçekleştirirdi ancak mevcut durumda birkaç gün içinde Şii, Sünni, Hristiyan en az 2 bin kişiyi katleden Israil’in savaşı bütün Lübnan’a yaymaya çalışması oldukça tehlikeli bir hamle.

İsrail Amerika’nın baskısı ile şimdilik Lübnan altyapısını hedef almamış olsa da Hizbullah karşıtı bölgelerde bile kimi vurduğu, neden vurduğu belli olmayan saldırılar yaparak çok katlı binaları yerle bir ederek korku havası ile birlikte iç savaş ruhunu da uyandırmaya çalışıyor. Nokta atışı, çok katlı bir binanın tek bir noktasından diğer katlara zarar vermeyen saldırılar da yapabilen İsrail’in sadece “Hizbullah’ı vuruyoruz” diyerek geçiştirdiği saldırılarda yerle bir olan binalarda, akademisyenden sanatçıya, Hizbullah karşıtından iş insanına kadar aslında bu savaşın hedefi olmaması gereken insanlar yaşıyordu.

Yine İsrail tarihi ve turistik özellikleriyle öne çıkan, Lübnan ekonomisinin önemli kalemlerinden biri olan Sur kenti dahil ülkenin güneyinin önemli bir kısmını kontrol ediyor. Kara işgali sınırlı bir bölgede henüz ancak neredeyse Beyrut’un çeperlerine kadar dayanan yüzlerce kilometrekarelik bir alanı insansızlaştıran İsrail sebebiyle yaklaşık 1.5 milyon insan evsiz, işsiz, parklarda ve çadırlarda sersefil durumda. Lübnan’ın bu insanların ihtiyaçlarını karşılayacak kaynakları olmadığı gibi işgal altındaki bölgenin ülkenin tarımsal üretiminin ve su kaynaklarının bulunduğu bölge olması ekonomik yıkımı daha artırıyor.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam “İsrail’in işgal ettiği bölgelerden çıkmasını sağlamaya çalışıyoruz” diyor demesine de Hizbullah karşıtı kesimde bile “Artık hiçbir yer güvenli değil. Mesele Hizbullah ise neden hepimiz hedefiz? Hizbullah ortadan kalkarsa İsrail ile kim savaşacak?” gibi sorular yükseliyor. Ancak aynı zamanda 15 yıl süren iç savaşın izlerini silememiş hatta o dönemle yüzleşmekten bile kaçınmış olan Lübnan’da toplum içindeki şeffaf duvarların daha da yükseldiği, kalınlaştığı da bir gerçek. Artık insanlar Şiilere, özellikle de güney Lübnan’dan kaçanlara ev kiralamak istemiyor. Her an İsrail saldırısına hedef olmaktan korkanlar, mesela Beyrut’ta yaşayan Sünniler, Hristiyanlar “Aynı binada, sokakta kiminle yaşadığımızı bilmek istiyoruz” diyorlar.

Lübnan-İsrail-Hizbullah krizi çok katmanlı ve kolay kolay çözüm bulunamayacak bir kriz. Her savaşta olduğu gibi olan Lübnanlılara oldu, oluyor; bir kez daha çok taraflı ateş altında yaşamaya mecbur ediliyorlar. Bir kez daha yollara düşen; evlerini hatta ülkelerini terk etmeye zorlanan Lübnanlılar içeride mezhepçi anayasanın ülkeyi içten içe kemirmesi ile, dışarıda bölgesel nüfuz savaşları ile boğuşarak bir çıkış yolu bulmaya çalışıyorlar.


© Evrensel