İsrail, Lübnan’ı işgal ediyor!

Lübnan’da ABD-İsrail-İran savaşının gölgesinde kalan çok önemli gelişmeler yaşanıyor. İsrail, Güney Lübnan’a asker yığmaya devam ediyor. Lübnan topraklarına yavaş ancak oldukça kapsamlı bir işgal harekatı da başlatmış durumda. Hava desteği ile de güçlendirilen bu işgal harekatı nedeniyle en az 700 bin insan, birkaç parça eşya ile yollara düştü. Yüz binlerce insan 1 yıl içinde ikinci kez Beyrut başta olmak üzere nispeten güvenli sayılan yerlerde kaldırımları, meydanları, kamu kurumlarının bahçelerini doldurmuş durumda. İnsanlara kalabilecekleri yerlerin bulunması gerekiyor, ancak Beyrut başta olmak üzere büyük şehirler zaten 1 yıldır kapasitelerinin sınırında.

Dünya gündeminde kendine pek yer bulamayan bu tehlikeli tırmanış aslında aylardır devam eden gerilimin sonucu!

Muhtemelen “2024’ün sonunda ateşkes yapılmamış mıydı?” diye soranlar olacaktır. Evet yapılmıştı ancak geniş çaplı ve kapsamlı çatışmaları/saldırıları askıya aldırsa da, ateşkesin şartları bir yıldan uzun süredir yerine getirilmedi.

Ateşkes anlaşmasına göre Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve Lübnan-İsrail sınırına 15-20 kilometre mesafedeki Litani Nehri’nin gerisine çekilmesi gerekiyordu. Aynı zamanda İsrail de Lübnan’da işgal ettiği yerlerden çekilmeyi taahhüt etmişti. Ancak Hizbullah “Önce İsrail çekilsin, sonra biz şartları yerine getirelim” dedi. İsrail, “Önce Hizbullah tamamen silahsızlandırılsın sonra bizden şartlara uymamız istensin” diye cevap verdi. Sonuç olarak ateşkes anlaşması kilitlendi ancak Lübnan’daki yönetime yönelik ABD başta olmak üzere baskılar arttıkça arttı.

Hizbullah, Lübnan-İsrail sınırına yakın noktaların bir kısmını boşaltarak Litani Nehri’nin gerisine çekildi ve buralara Lübnan ordusu yerleşti. İsrail ise yerinden pek kımıldamadı. Aksine işgal ettiği Lübnan köylerindeki askeri varlığını güçlendirdi.

Son olarak gerilimin tırmanması ile birlikte Lübnanlıların gözü yine Hizbullah’a döndü. Örgüt “İran’a yönelik sınırlı bir saldırı olursa karışmayız ancak rejim değişikliği ya da Hamaney’in hedef alınması halinde taraf oluruz” açıklaması yaptı. Muhtemelen Hizbullah yönetimi de ABD ve İsrail cephesinin Hamaney’in öldürecek kadar ileri gitmeyeceği senaryosuna göre hareket ediyordu. Aslında bu açıklama da Lübnan’da epey tartışmaya ve örgüte yönelik eleştirilere sebep olmuştu. Geçen yılki savaşın yaralarını sarmamış olan Lübnanlılar, örgütü “Hamaney İran’ın lideri, biz niye taraf oluyoruz?” şeklinde suçlarken, kimileri de İsrail’in Lübnan’a saldırmak için bahane aradığını ve her halükarda Hizbullah’ın bir savaşa daha gireceğini savunuyordu. Sonuç olarak Hamaney’in öldürülmesinin ardından Lübnan’dan İsrail’e birkaç füze atıldı ve İsrail’in de uzun süredir aradığı gerekçe gerçekleşmiş oldu. İsrail, Lübnan’ın güneyine ve Beyrut’ta Hizbullah’ın güçlü olduğu bölgelere yönelik saldırılara başladı.

Ancak bu defa durum geçen yılki savaştan oldukça farklı. Geçen yılki savaşta İsrail, Lübnan ordusunun kontrolündeki bölgelere yönelik sadece suikast niteliğinde saldırılar yapmıştı. Gerilimin tırmanmaya başlaması ile birlikte Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Raci’nin yaptığı açıklama bu açıdan oldukça tedirgin edici oldu. Raci İsrail’in havalimanı ve altyapı dahil bütün Lübnan’ı hedef alan saldırılar yapabileceğini söyledi.

Şimdilik İsrail saldırıları Hizbullah’ın güçlü olduğu bölgelere ve örgüte yönelik gibi görünüyor ancak Lübnan ordusunun her an hedef olabileceği endişesi de oldukça yüksek. İsrail’in saldırı kapsamını genişletmesine engel olunabilmesi niyetiyle adımlar attığını açıklayan Lübnan hükümeti bir dizi karar da aldı. Bu çerçevede alınan kararlar arasında dikkat çekici olanları sıralamak mümkün:

-İran vatandaşlarına vize uygulanması

-İran Devrim Muhafızları Ordusuna (DMO) mensup olanların Lübnan’da faaliyet göstermesinin yasaklanması

-DMO mensuplarının tutuklanması

Teknik olarak on yıllardır savaş halinde olan Lübnan ve İsrail arasında diplomatik, ticari, siyasi bir ilişki yok. Hatta İsrail ile aynı masaya oturma fikrinin bile yakın zamana kadar tabu olduğu Lübnan’da, Cumhurbaşkanı Joseph Aon’un İsrail ile doğrudan görüşmeye ve müzakereye hazır olduğunu söylemesi endişenin boyutlarını gösteriyor.

Bu arada hükümet, tansiyonu düşürme gerekçesiyle, Hizbullah’ın silahlarını Lübnan ordusuna teslim etmesini zorunlu kılan ve askeri faaliyetlerini yasaklayan karar da aldı. Hatta yaklaşık 30 kişinin tutuklandığına dair haberler Lübnan basınında yer aldı. Hizbullah üyesi olan bu kişiler, ruhsatsız silah taşımaktan mahkemeye çıkarıldı, yaklaşık 10 dolar para cezası verildi ve serbest bırakıldılar.

Hizbullah, Lübnan içindeki bütün güç merkezleri gibi gücünü mezhepçi anayasadan alıyor. Örgütün siyasi kanadı bütün baskılara rağmen hâlâ çok güçlü. Lübnanlı yetkililer ya da hükümet Hizbullah’ın silahlı kanadına yönelik kararlar alsalar da, Lübnan ordusunun bu kararı zor kullanarak uygulamaktan çok uzak olduğu da açık. Lübnan ordusu hâlâ çok ama çok zayıf!

Lübnan basınındaki haberlere göre Amerikalıların da giderek yükselen tansiyona müdahale etme niyetleri yok. Amerikalılar, “Lübnanlı yetkililerle görüşmeye gerek yok. Karar alsalar da uygulayamıyorlar” diyerek telefonlara çıkmıyorlarmış.

İsrail, sınıra yakın yaklaşık 50 köyün ve kasabanın adının yer aldığı bir liste yayımlayarak buraların hemen boşaltılması yönünde çağrı yaptı. BM ajanslarına göre bir kere daha yollara düşen 700 bin insanın yaklaşık 200 bini çocuk. Yine saldırılarda ölenlerin sayısı 550’yi aştı ve ölenlerin en az 89’unun çocuk olduğu belirtiliyor.

Bu insanlar açısından kiraların astronomik rakamlara ulaştığı Beyrut’ta ve diğer kentlerde ev kiralamak, yaşam maliyetlerini karşılayabilmek başlı başına en büyük sorun. Yerel yardım kuruluşlarının oldukça yetersiz kaldığı, uluslararası yardım kuruluşlarının bütçelerindeki kesintiler sebebiyle faaliyet kapsamlarını sürekli daralttıkları Lübnan’da, yüz binlerce iç göçmeni bekleyen başka sorunlar da var. En önemli soru elbette “Bu defa evimize geri dönebilecek miyiz?” sorusu. Çünkü Israil’in ‘Yarım kalanı tamamlamak’ üzere geri döndüğüne ve Litani sınırını doğal sınır yapana yani yüz binlerce Lübnanlının yaşadığı bölgeyi işgal edene kadar durmayacağına dair yaygın bir korku hakim.

İç göçmenler açısından ikinci sorun ise “aralarına Hizbullahçıların karıştığı ve bu nedenle İsrail’in saldırılarına hedef olabilecekleri” gerekçesiyle insanların göçmenlere ev kiralamaktan, iş vermekten hatta bir araya gelmekten kaçınmaları! Ki mezhepçi bir anayasaya göre şekillenmiş olan Lübnan iç siyasi dengeleri, Güney Lübnan’dan gelen yüz binlerce Şii’nin varlığı ile birlikte oldukça kırılganlaşıyor. Bu gerilimin Lübnan’da yeni bir gerilimi ve belki de iç savaşı tetikleyebilecek kırılmaya neden olabileceği de söyleniyor.

Lübnan artık hem işgal hem de iç savaş tehdidi altında!


© Evrensel