menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Direniş varsa…

179 0
19.04.2026

Soykırımcı-Epstein Koalisyonu’nun İran’a karşı yürüttüğü savaşı molaya çıkaran ateşkes süreci şaşırtıcı olduğu kadar öğretici gelişmelere sahne oluyor.

Tahran’ın masadaki direnişini kırmak ve Hürmüz Boğazı’nı açmak için İran’ın limanlarının abluka altına alınması, Trump’ı bir anlığına şah çeken adam konumuna getirdi. Fakat satrançta usta olan, coğrafyanın sahipleri.

Amerikalı yetkililerin beslediği haber kaynakları müzakerelerle ilgili “handiyse İran’ın yola geldiği” havasını estirse de Lübnan’da açılan başlık Tahran’ın denklemi yeniden kurma konusunda elinin boş olmadığını tekrar gösterdi.

Arabulucu Pakistan, Lübnan dahil bütün cephelerde ateşkesin kabul edildiğini duyurduktan sonra kendini kürenin uyanığı zanneden Başkan Donald Trump ve ekibinin “Galiba İranlılar yanlış anladı, zaten İngilizceleri de iyi değil” yönündeki ucuz inkârcı taktikleri, ‘horoz dövüştürücüsü’ Trump’a oyunda bir üstünlük getirmedi.

Trump, Lübnan’ı İran-Amerikan müzakerelerinden ayırmak için Washington’da Beyrut ve Tel Aviv’in elçilerini barış görüşmesine oturttu. Aklı sıra Lübnan’ı İsrail’in atış poligonu olarak açık cephe olarak bırakacaktı.

Sanki savaşı yürüten, Amerikan-Suud himayesinde ‘iktidarcılık’ oynayan Avn-Selam ikilisiymiş gibi masayı onların adamlarıyla kurdular.

Lübnan dosyasını ayırma girişimi, Beyrut’taki Suudi-Amerikan eksenine “Bu ülkede egemenliği sağlama; silahları devletin tekeline alma; savaş ve barış kararında yetkiyi iktidara hasretme fırsatıdır” deme şansını verdi.

Halbuki Lübnan’ı ayırmanın getirdiği tuzaklar belliydi. Lübnan’ı ateşkesten ayırmak İsrail’e savaşı sürdürme ve cinayet işleme özgürlüğü sunmak demekti. Beyrut ile Tel Aviv arasında Lübnan’daki işgali bitirmeyen, ateşkesi garantilemeyen, saldırmazlık anlaşması sunmayan, egemenlik ve bütünlüğüne saygıyı temin etmeyen bir diyalog İsrail’in askeri ve siyasi müdahalelerine kapı aralamaktı.

İran da Lübnan’ın ateşkes dışı tutulmasını kabul ettiğinde, Direniş Ekseni’ndeki ‘cephelerin birliği’ ilkesine ihanet etmiş olacaktı. İran kendi oyunları uğruna Lübnan’ı feda eden devlet durumuna düşecek; Hizbullah’ın alnına da “İran için Lübnan’ı ateşe atan aktör” etiketi yapışacaktı. Direniş Ekseni böylece tutarlılığını yitirecek, bütünlüğünü kaybedecekti. Hizbullah, İsrail karşısında savunmasız kalacak; Lübnan içinde de zayıflayacaktı. Hizbullah’ı silahsızlandırma stratejisi için Lübnan’da iç cephe olgunlaşacaktı.

İç savaş İsrail’in dört gözle beklediği bir şey. Lübnan ordusu, ‘Sünni Selefi mücahidin’ ve ‘yeni sürüm Falanjist milisler’ içerden, İsrail dışardan; bu senaryo İtamar Ben-Givir’i halay başı bile yapar!

Koltuklarını Suudi-Amerikan siyasi mühendisliğine borçlu olan Avn-Selam ikilisiyle geliştirdikleri stratejinin tek bir hedefi var: Hizbullah’ın........

© Evrensel