Armageddon ya da Kerbela!

ABD Başkanı Donald Trump ardışık olarak yaptırımlarla azami baskı ve askeri yığınakla korkutma stratejisi fayda etmeyince İran’ı azar azar bombalayarak teslim almayı değerlendiriyor.

WSJ’ye konuşan Amerikalı yetkililere bakılırsa saldırıların şiddetini kademeli olarak artıracak. “Vur emri” gelir gelmez saldırı birkaç gün içinde başlayacak. İlk önce birkaç askeri nokta veya hükümet tesisi hedef alınacak. Trump’ın talepleri yerine getirilmezse operasyonun kapsamı ve şiddeti aşamalı olarak genişleyecek. Yani planlama İran’ın devlet ve askeri tesislerine yönelik sınırlı bir hava harekatından rejim değişikliğini zorlayacak şekilde bir hafta sürebilecek kapsamlı bir saldırı döngüsüne uzanan farklı seçenekleri içeriyor. Seçenekler arasında İranlı siyasi ve askeri liderleri öldürmek de var; nükleer ve balistik füze tesislerini vurmak da var...

Axios da “Senaryolardan biri Ayetullah Hamaney ve oğlunu ortadan kaldırmayı içeriyor” diye yazdı.

Yine de Trump topyekûn ve sonsuz bir savaşa sürüklenmeden manevra yapabileceği küçük bir zafer için “Ya bir anlaşma yapacağız ya da İran için kötü olacak” repliğine takılmış gidiyor. Son perdeye savaş seçeneğini koydukları bir ‘hybrid’ müzakere süreci için belirlediği zaman çizelgesi sorulduğunda en fazla 10, bilemedin 15 günün yeterli olacağını söylüyor. Bu çizelgenin hikmeti şuradan ileri geliyor:

17 Şubat’ta Cenevre’de İran’a detaylı yanıtlarını sunması için iki hafta süre tanındı. Ve bu arada Gerald Ford Uçak gemisi liderliğindeki ikinci saldırı grubu bölgeye ulaşıp savaş pozisyonunu almış olacak. Yani Abraham Lincoln ile birlikte cehennem takımı tamamlanacak.

İran, Amerikan saldırı düzeneği tamamlanmadan yanıtını daha erken vererek Trump’ı ani karar almaktan alıkoymaya çalışıyor.

Eğer müzakere masası Trump’a istediğini verecek gibi değilse harekete geçilecek. Trump siftah olarak sınırlı askeri saldırıyı düşündüğünü gizlemedi.

Sanırım kademeli tırmandırma, bunun kontrol edilebilir bir tırmanış olacağı varsayımına dayanıyor.

Askeri-teknik üstünlüğün tırmanış sırasında vadettiği sıradaki büyük hamlenin, karşı tarafın iradesini yıkacağını düşünüyor.

Fakat çatışmayı sınırlandırmak tamamen saldırgan tarafın elinde olan bir şey değil. Meseleyi büyütmeme yönünde karşılıklı çıkarlar örtüşüyorsa bir tarafın çekilmesi öteki tarafta karşılık bulabilir. Ancak sıradaki çatışma senaryosunda bu eşik aşılacak gibi duruyor.

2020’de ABD’nin Kasım Süleymani’yi öldürmesine misilleme, 2024’de İsrail’in Şam’daki İran konsolosluğunu vurmasına misilleme ve geçen haziranda 12 günlük savaşta ayarlanabilir tırmandırma merdiveni çalışıyordu. Bu merdiven artık yanmış gözüküyor.

İran ‘stratejik sabır’, ‘Misillemeyi sınırlı tutma’ ve hedefleri savaşı tırmandırmayacak şekilde kalibre etme ve savaştan kaçınma gibi ölçülü yaklaşımların caydırıcılık yaratmadığını, tekrar eden saldırıları önlemediğini ve artık bunun rejimi yıkma oyununa evrildiğini gördü. Bu yüzden angajman kurallarını değiştirdi. Kapsamı ne olursa olsun herhangi bir saldırı savaş nedeni sayılacak, kısıtlamalar kaldırılacak ve savaşa girilecek!

Bu tutumun ciddiyetini ideolojik cephedeki değişimde de görüyoruz. Şimdiye kadar alınan darbeleri ‘stratejik sabır’ ile geçiştiren Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney artık “Kerbela” diyor. Bir direniş metaforu olarak ‘Aşura’ ile “Çağdaş Yezidlere teslim olmayacağız” mesajı veriyor. Bu sadece cesaret verme değil yeni angajman setine asılmış bir deklarasyonu andırıyor.

İran, BM’ye saldırı halinde bölgede düşmana ait tüm üsler, tesisler ve varlıkların meşru askeri hedef olacağını ve ortaya çıkabilecek tüm sonuçlardan ABD’yi sorumlu tutacağını resmen bildirdi.

En büyük bahis, lider kadroları, komuta merkezleri, savunma altyapısı ve füze sistemlerine vurulacak darbelere paralel olarak içerde silahlandırılmış grupların devreye sokulması ve yeni bir isyanın tetiklenmesiyle işgale gerek kalmadan rejimin sonunun getirilmesi... Aslında bu tür hesaplar 12 günlük savaşta da vardı. Fakat bu sefer saldırı küresel bir devden geliyor. Ölçek değişiyor.

İran tarafındaki bahis ise komuta zinciri ve saldırı takımları iki hafta ayakta kalmayı başarırsa stoklardaki 80 bin SİHA ile düşmanın savunma cephaneliği eritilir; Amerikan ve İsrail hedefleri balistik füzeler, seyir füzeleri ve hipersonik füzeler karşısında savunmasız hale gelir. Yani savaşın uzaması İran’ın dengeyi kurmasını sağlar. İran’ın caydırıcılık kapasitesi savunma sistemlerinden değil füzelerinden ileri geliyor. Yer altı füze tesisleri çalıştığı sürece yıpratma savaşında etkili olabilir.

Çöküş senaryoları üzerinde duruluyor fakat bu, Amerikalıları arzuladıkları çıkışa götürmeyebilir. Krizler ve çatışmalar milliyetçi-ulusalcı dönüşümlerde katalizör etkisi yapıyor. İran’da Hamaney sonrası çok daha şahin askeri bir rejimle karşılaşabilirler. Yeni ekipler nükleer silahla dehşet dengesini kurmak da isteyebilir. Çin ve Rusya ile artan koordinasyon da caydırıcılığı kurma hesabının bir parçası.

Ne olacağını ve bunun nereye varacağını savaşı başlatmanın eşiğinde duranlar bile bilmiyor. Ertesi gün senaryosu boşluklarla dolu. ABD çıkış stratejisi olmayan ucu açık bir çatışmaya sürükleyebilir.

Trump’ın manevra alanı daralıyor ve giderek kendi kurduğu tuzağa sürükleniyor. Askeri tahkimat öyle bir noktaya ulaştı ki iki uçak gemisinin devrede olduğu bir sahne, Çehov’un tüfeğine gönderme yapıyor. Kullanılmayacak bir silahı sahneye koymazsın!

Axios’a konuşan üst düzey bir yetkili, Trump’ın nükleer silaha giden tüm yolları kapatması kaydıyla sembolik düzeyde uranyum zenginleştirmeye izin veren bir teklifi değerlendirmeye hazır olduğunu söylüyor. “Trump siyasi bir kazanım olarak sunabileceği somut bir anlaşmaya açık” diyor.

Ki İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de görüşmelerde Amerikan tarafının sıfır zenginleştirme talebinde bulunmadığını söyledi.

Trump’ın ‘zafer’ diye elinde sallayacağı bir anlaşma metni cehennemden kaçınmak için dönüş bileti olabilir. Fakat bu sonuç esasen Amerikan caydırıcılığı ve yaptırım kapasitesi açısından büyük bir hezimet sayılacaktır. Çünkü Trump’ın 2018’de çöpe attığı nükleer anlaşma Amerikan tutumu için daha iyi bir sonuçtu.

Arakçi anlaşmanın bir tür yaratıcılık ve esneklik gerektirdiğini söylüyor. Bu noktada sadece nükleer programı sınırlandıran bir anlaşmaya ayartıcı faktör olarak İran’ın petrol, doğal gaz ve maden kaynaklarının Amerikalılara açılması teklifi araya giriyor.

Trump ‘paralı’ sonuçlara bayılır. Bu durumda Armageddon veya Gog-Magog anlatısını İran’a karşı kullanan ‘savaş partisi’ çıldırabilir. Sanırım Trump’ı yarı yoldan döndüğü için siyasi kadavraya çevirmek üzere ellerinden geleni ardına bırakmayacaklardır.


© Evrensel