İktidarın yeni maymuncuğu TCK 217/A, bir günde iki kapıyı açtı |
49 yıldır, yani yarım asırdır duruşunu bozmadan gazetecilik yapan Zafer Arapkirli’nin İstanbul’un 23. Asliye Ceza’daki duruşması için Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ndeyiz. Tarih 14 Nisan 2006. Karar duruşması olacak. Avukat, gazeteci, milletvekili dostları deneyimli gazeteciyi yalnız bırakmıyor.
Zafer Arapkirli 9 Mart 2025 günü sosyal medya platformu X (Twitter) hesabından paylaştığı Tweette, HTŞ ve Türkiye’nin eğitip donattığı cihatçı güçlerin Alevi katliamları gerçekleştirdiklerinin BM raporlarıyla belgelendiği Suriye’de, TOYOTA marka pikapların kasasında giden cihatçıları gösteren bir fotoğrafla birlikte, Türkiye tarihindeki Alevi katliamlarını ironik bir dille hatırlatıyordu.
Duruşma belirtilen süresi olan 14.00’ten tam üç saat sonra başlayabilmişti. İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu duruşmada söz aldığında ilk olarak bu gecikmeyle bağlantılı olarak iş yükü yoğunluğuna dikkat çekmişti. Bu tür davaların da bu iş yükünü artırdığı açıktı.
Biz, Arapkirli’nin duruşması için Çağlayan’da duruşma salonu önünde dostlarla sohbet edip beklerken, aynı anda Bakırköy 34. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen Gazeteciler Timur Soykan, Barış Pehlivan, Şule Aydın ve Murat Ağırel’in Halk TV’de yayımlanan 8 Ekim 2024 tarihli ‘Kayda Geçsin’ programındaki açıklamaları nedeniyle ‘yanıltıcı bilgiyi yayma’, ‘gizliliğin ihlali’, ‘halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama’ suçlarından yargılandığı davanın sekizinci duruşması haberi önüme düştü. Mahkeme, Timur Soykan hakkında ‘yanıltıcı bilgi yayma’ ve ‘halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama’ suçları yönünden 10 ay hapis cezası, Barış Pehlivan hakkında ‘yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçlamasından 1 yıl 3 ay hapis cezası ve Murat Ağırel hakkında ‘yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezası verilmesine hükmetmişti.
TCK 217/A iktidar yargısı için adeta bir maymuncuğa dönüşmüştü. Gazeteciler, sendikacılar, kadın hakları savunucuları, çevre mücadelesi verenlerin önüne artık bu madde neredeyse otomatik olarak çıkarılmaya başlandı. Son olarak meslektaşlarımız Alican Uludağ, İsmail Arı, sendikacılar Mehmet Türkmen ve Başaran Aksu, sendika uzmanı stajyer Avukat Doğukan Akan bu yasanın hedefi olmuştu.
Bakırköy’de yargılanan meslektaşlarımızdan gelen haberin ardından Çağlayan’da Zafer Arapkirli’nin duruşması başladı. Arapkirli, örnek bir duruş göstererek, böyle bir davada ifade vermeye reddettiğini belirterek, bugün ülkede ‘halkı topluca ve kesif bir karanlığa sevk etme suçu’ işlendiğini belirterek, bunun ihbarını yapmak istediğini ifade etti ve şöyle devam etti: “Kimi zaman böyle olmayan suçlardan dolayı mahkemelere getirip götürerek, kimi zaman sevgili meslektaşlarım İsmail Arı, Alican Uludağ ve Merdan Yanardağ, Furkan Karabay ve Sinan Aygül gibi hapse atarak bunu yapmaya çalışıyorlar.”
Avukatları Deniz Yazgan, Kemal Aytaç’ın güçlü savunmalarının ardından İstanbul Baro Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, bu yargılamaya da konu olan TCK 217/A’yı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdıklarını hatırlattı. Verilen aranın ardından hakim, Arapkirli’yi TCK 217/A’da düzenlenen ‘yanıltıcı bilgiyi yayma’ suçundan, istinaf yolu açık olmak üzere, 2 yıl 6 ay hapis cezasına mahkum ettiklerini açıkladı.
Karar anında yaşadığımız duygu iki türlü tarif edilebilir. İlki, böyle bir sosyal medya paylaşımından ‘yanıltıcı bilgiyi yayma’ suçunun nasıl çıkarabileceğine dair şaşkınlık. İkincisi ise, iktidarın bu yasayı boşuna getirmediği bilinciyle duyduğumuz öfke.
Bu arada, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Müjde Tozbey’in de Fatma Nur Çelik ve kızı Hifa’nın ölümüne ilişkin yaptığı açıklamalar nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla başlatılan soruşturma kapsamında ifadeye çağrıldığını hatırlatalım. Kuran’a Hizmet Vakfı sorumlusu Ayhan Şengüler'in istismarına karşı adliye önünde nöbet tutarak adalet mücadelesi veren Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızı Hifa İkra’nın cansız bedenleri Zeytinburnu sahilinde bulunmuştu. Devletin koruma sağlamadığı, adalet taleplerine kulak tıkadığı Anne Fatma Nur Çelik; şüpheli ölümünden önce Şengüler ve Kuran’a Hizmet Vakfı tarafından tehdit edildiğini açıklamıştı.
Türkiye’de biz bunları yaşarken, aynı gün, Kuzey Kıbrıs’tan meslektaşımız, Gazeteci ve Yazar Cenk Mutluyakalı, X hesabından ‘İyi ki bağımsız yargı, iyi ki etik ve özgür gazetecilik halen var…Türkiye’deki meslektaşlarıma benzer bir ortam dilerim’ notuyla bir haber paylaştı. Ersin Tatar’ın Yenidüzen gazetesine 2 ila 5 milyon TL arasında tazminat talebi içeren ve dolaylı olarak kapatma girişimi olarak değerlendirilen davada mahkeme Yenidüzen’i haklı bularak davayı reddetmişti. Mahkeme, ‘En üst düzey siyasetçilere yönelik sert eleştirilerin engellenmesi otosansüre yol açabilir’ dedi.
Bizde ise, yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in göreve gelir gelmez yaptığı açıklamalardan biri, “devlet büyüklerini hedef alan paylaşımlara müsamaha gösterilmeyeceği” oldu. Bir hukuk devletinde ‘devlet büyüğü’ diye bir ifade olamayacağı açık ama Gürlek’in ne demek istediği de ortada. ‘Yeni Türkiye’de, Kuzey Kıbrıs’taki gibi kararlar beklemeyin denmiş oluyor özetle.
Sıradan bir bireyin ve toplumun en zayıf kesimlerinin, devlet ve dolayısıyla ‘devlet büyükleri’ karşısında en ileri düzeyde korunabilmesi garanti altına alınabildiği oranda bir ülkede demokrasiden söz edebiliriz. Bundan uzaklaşıp devleti ve devlet büyüklerini mutlaklaştırma üzerine doğru gidildikçe faşist öğreti ve pratiklere doğru sürüklenmek kaçınılmaz oluyor. Biz de epey bir süredir bunu yaşıyoruz.
Demokrasi İçin Hukukçular açıklamasında da vurgulandığı gibi, bu gidişatı dolu dizgin hale getiren uygulamalardan biri olan TCK 27/A kaldırılmalı ve bu madde kapsamında tutuklananlar serbest bırakılmalıdır.