Şili’de neoliberalizm 3.0
Şili’de aşırı sağcı Lider José Antonio Kast’ın başkanlık görevini devralmasından sonra geçen ilk haftada ülkeyi nasıl bir dört yıllık dönemin beklediğine dair somut belirtiler ortaya çıkmış bulunuyor. Aslında ülkenin hem iç siyaseti hem de dış ilişkileri açısından önemli bir dönüşüme girmekte olduğunun ilk işaretleri şubat ayı sonundaki kriz ile belirmişti. İktidarı devretmeye hazırlayan Gabriel Boric yönetiminin Çin ile anlaşmaya vardığı ve Hong Kong ile Şili’yi okyanus altından birbirine bağlayacak olan fiber optik kablo projesine ABD büyük tepki göstermiş, Trump yönetimi içlerinde Şili telekomünikasyon bakanının da dahil olduğu 3 kişiye seyahat yaptırımları koymuştu. Bu anlaşmadan Kast’ın da haberdar olduğunun söylenmesi, Boric ile Kast arasındaki devir toplantılarının tarihte görülmemiş bir biçimde kopması ile sonuçlanmıştı.
Her ne kadar bu devir toplantıları daha sonra sürdürülebilmiş olsa da, yeni yönetim geçmiş hükümete karşı büyük bir güven bunalımının ortaya çıktığını iddia ederek bir ‘olağanüstü acil’ döneme geçilmesi gerektiğini ve kabul edilmiş tüm kanun tekliflerini geri çekerek revize edilmesinin zorunlu olduğunu belirtti. Örnek vermek gerekirse, yeni kabul edilen ve nesli tükenmekte bulunan bazı hayvanların korunmasını da kapsayan 43 çevre koruma yasası, bu ilk haftada revize edilmek üzere geri çekildi. Kast’ın ilan ettiği ‘ulusun yeniden inşası projesinin’ 40 maddesinden biri olarak 30 yaşın üstünde bulunan yüksek öğretim öğrencilerine parasız eğitim sağlanmasına son verilmesi gündeme getirildi, çalışanları toplu sözleşme yapmalarını güçlendirecek olan sektörel reform da geri çekildi. Kamu garantili kredi çekenlerin borçlarının ödenmeye zorlanmasına ya da emeklilerin ilk evlerini satın aldıklarında verilen desteklerin kaldırılmasına, bakanlık bütçelerinin kısıtlanmasına karşılık ise büyük şirketlerin vergileri yüzde 27’den yüzde 23’e, veraset intikal vergisi yüzde 3’e düşürülüyor, gelir vergilerinde de indirimlere gidiliyor. Tüm bunlar gerçekleştirilirken Maliye Bakanlığı hazinenin tamtakır olduğundan dem vurarak herkesi fedakarlık yapmaya çağırıyor.
Kast yönetimi bir yönüyle Trump’ın ‘Tüm tuşlara aynı anda basma’ stratejisini izliyor denilebilir. 2026-2029 yılları için belirlenmiş olan insan hakları planı da geri çekilen kanun teklifleri arasında. Bunun yanında 2019’daki toplumsal patlama döneminde onlarca göstericinin öldürülmesi, yüzlerce kişinin göz ve diğer uzuvlarını kaybetmesi sonucunda yargılanıp suçlu bulunan kolluk kuvvetleri mensuplarının affedilmesi, kürtaj hakkının tekrar kısıtlanması gibi birçok konu da ilk bir hafta içerisinde gündeme gelen konular.
Tüm bunlar olurken de ülkenin kuzeyde Peru ile bulunan sınırına yasa dışı göçün engellenmesine yönelik bir duvar örülmesi, Ekvador, Arjantin ve Bolivya’daki sağ hükümetlerle göç ve uyuşturucu kaçakçılığına karşı mücadelede ortak bir güvenlik anlaşması imzalanması gibi konular da hükümetin ilk hafta ortaya attığı öneriler arasında.
Birden fazla cephenin aynı anda ve ilk hafta açılması ise muhalefet pozisyonuna geçmiş olan solun daha toparlanamadan acilen bir araya gelmesini elzem kılıyor. Sivil toplum, emek örgütleri, kadın hareketi ve öğrencilerin tüm bu meseleleri sindirmesi ve ayrı ayrı mücadele etmesi gerekecek gibi görünüyor. Daha bir konu sindirilemeden Kast yönetimi yeni bir konuyu gündeme getiriyor, öğrencilerin şiddete meyilli olması ve otoriteye karşı sürekli gösteri düzenlemesi, Amerikan Devletleri Örgütüne dönem başkanlığı eden Şili’nin örgütün cinsiyet ayrımcılığı ve LGBTIQ+ bireylerin haklarının korunmasına yönelik nihai metne imza atmaması gibi konular tartışılırken, bir anda insanlar açken penguenleri koruyamayız gibi tartışmalar gündemi meşgul ediyor.
Tüm bunlara rağmen neoliberalizmin tüm gücüyle tekrar inşası adlı çalışmanın ilk haftasındaki baş döndürücü gündemini izleyince, Şili’de toplumsal çatışmayı tekrar alevlendirmesinin yakın olduğunu tahmin etmek güç olmayacaktır.
