Buharın gücü, çocukların çığlığı ve ateşi çalanlar

Egemen ideoloji, Sanayi Devrimi’ni genellikle buhar makineleri, parlayan dişliler ve zenginleşen şehirler diye anlatır. Sanayi Devrimi, genellikle teknolojik bir determinizmle (gerekircilik) buhar makinesinin keşfi ve üretim araçlarının makineleşmesi üzerinden okunur. Ancak bu dönüşümün asıl karakteri, üretim ilişkilerindeki radikal değişim ve bu değişimin insan bedeni üzerindeki yıkıcı etkileridir. Madalyonun öteki yüzünde, o karanlık fabrikalarda, ayrıca küçücük omuzlara yüklenen büyük bir dram vardır. Bugün sahip olduğumuz çalışma haklarının, hafta sonu tatillerinin ve çocuk koruma yasalarının her bir satırı, aslında 18. yüzyılın o isli, tozlu ve gürültülü iş yerlerinde yazıldı.

Her şey, 16. yüzyıl sonunda Antwerp’ten İngiltere’ye göç eden mültecilerin pamuklu dokumayı adaya taşımasıyla başladı. Buharın keşfiyle evlerden fabrikalara taşınan üretim, beraberinde “azgın bir sömürüyü” de getirdi. Enerji kaynağı kömürdü; kirlilik ise diz boyu. O kadar ki, bacalarda biriken kurumları temizlemek için cüsseleri küçük, yaşları henüz beş-altı olan çocuklar kullanılıyordu.

Bu çocuklar, bacaların daracık boşluklarına sarkıtılıyor, zehirli kurumların içinde nefes almaya çalışıyorlardı. Dr. Percival Pott, bu çocukların ilerleyen yaşlarda yakalandığı testis kanserini (skrotum kanseri) fark ettiğinde, aslında “iş sağlığı ve güvenliği” disiplininin de ilk tohumlarını atıyordu. 1788’de çıkan........

© Evrensel