Marksizm olmayan yerde Marksizm aramanın kime faydası var?
Üniversiteler dünya çapında ağır saldırı altında. Saldırının ilk ayağı, “isimsiz” ve “yüzsüz” piyasa kuvvetleri. İkinci ve daha açık ayağı ise, aşırı sağ hükümet ve hareketler.
Amerikan aşırı sağı, bu saldırı furyasına biraz geç ve hazırlıksız katıldı ama artık saldırının dünya önderi sayılabilir. Marksizm saplantısı, özellikle de Amerikan sağı için özel bir yer tutuyor. Başta üniversiteler olmak üzere eğitim camiasını, Amerika’nın toptan sosyalistleştirilmesi projesinin öncüsü olarak görüyor aşırı sağcılar.
Fakat burada bir tuhaflık var. Amerikan üniversitelerinde Marksistler parmakla sayılacak kadar az. Bir iki ufak cep dışında, bir üniversite hocasının Marksist olması, akademik kariyerinin tıkanmasını garantileyecek bir “handikap.” Bu koşullarda sağ, iddialarını neye dayandırıyor?
Amerikan sağının komplo teorisi, sosyalizmin topluma “Kültürel Marksizm” yolu ile sirayet ettiği. Yani, sınıf mücadelesiyle kapitalizmi yıkamayan sosyalistler, toplumun hislerini ve düşüncelerini değiştirerek kapitalizmi yavaş yavaş yıpratmaya koyuldular. Eğitim de bunun baş aracı.
Batı solunda gerçekten de böyle bir rotaya girenler olmuştu elli-altmış yıl önce. Fakat bu stratejinin lider ve neferlerinin neredeyse hemen hepsi, 1980’li yıllarda sosyalizm ve Marksizm’le bağlarını kopardı. Stratejinin ana kalıntısı, bir tür kültürel radikalizm. Görünürde bir kapitalizm karşıtlığı bu radikalizme eklemlense bile genelde yüzeyde kalıyor. Ne kapitalizmin dinamiklerini ne geniş kesimlerin ekmek ve özgürlük mücadelelerini antikapitalist bir hatta birleştirebilecek yolları irdelemiyor.
Dolayısıyla Marksizm hakkında yaşanan paniğin gerçeklikle bağlantısı yok. Liberaller ve hatta solun büyük kısmı, kendilerince haklı gerekçelerle Marksizm’le alakaları olmadığını vurguluyorlar her fırsatta. Çünkü bu kültürel panik ilk elden sadece aşırı sağın işine yarıyor.
Peki gerçek bir Marksizm tehdidi yoksa, aşırı sağın derdi ne? Aşırı sağ, “kültürel Marksizm” korkusunu sadece oportünizminden dolayı yaymıyor. Sol kokan her şeyi üniversitelerden kazıyıp atmak hakikaten de bir öncelik onlar için. Fakat bunun nedeni Marksizmin arz ettiği tehdit değil, yapısal dönüşümler:
1) Eğitimdeki metalaşma, piyasa değeri olmayan her tür bilgiyi değersiz kılıyor. Bu da büyük rüyalarla üniversiteye giren gençlerde bir aldatılmışlık hissi yaratıyor. 2000’lerin sonundan itibaren, metalaşmaya karşı hareketler büyüyor.
2) 1960-1970’lerin ayaklanmalarını, üniversiteleri iyice şişirerek masseden Amerikan egemen sınıfları, bu noktada iç bölünmeler yaşıyor. Demokratik Partide yoğunlaşan kesim, bir taraftan eğitimi metalaştırmaya devam ederken, diğer taraftan halk çocuklarının üniversitelere girebilmesini kendi meşruiyetinin olmazsa olmaz bir bileşeni olarak görüyor. Eğitime oldum olası şüpheyle bakan Cumhuriyetçiler ise, özellikle de sosyal bilimleri bir ayak bağı olarak algılıyor.
3) İroni şu ki, dünyayı kavramak için yeterli donanıma sahip olmayan liberaller ve Marksizm-dışı sol, faşizme karşı mücadelesini aşırı sağın belirlediği düzlemde veriyor. Eğitim ve bilimin getirdiği elitizme ve pozitivizme dört elle sarılan bu mücadele, sağın popülizmini eğitimsiz kesimlerin gözünde “haklı” çıkarıyor.
4) Marksist olmayan işçilerle konuştuğumda, “Duvara çivi çakmayı bile bilmeyen gençler, hiçbir işe yaramayan tuhaf şeyler öğrenmek için yıllarını harcıyor” gibi itirazlar duyuyorum sık sık. Buradan bakınca, sosyal bölümlerin ve derslerin kapatılıp, teknik okullara kaynak aktarılması daha mantıklı. Sağ bunları vadederek büyüyor ama aslında teknik okullardan mezun olacaklar için de doğru düzgün istihdam yaratmıyor.
Bu kısır döngüden çıkmanın tek yolu, aşırı sağa ve metalaşmaya karşı verilen küçük-büyük tüm mevzi ve cephe savaşlarının liberal hattan ayrılıp, kapitalizm karşıtı bir çatı altında toplanması. Amerikan üniversitelerindeki bir avuç Marksist’in artık küçük ceplerinden çıkıp, eğitimcilerin ve bilim insanlarının mücadelesine yol göstermesi gerekiyor. Böyle bir girişim elbette ilk başta aşırı sağın ekmeğine yağ sürebilir. Marksizm azıcık mevzi kazanırsa, “Bakın, biz haklıydık, bu üniversiteler Marksist yuvası” diye bayram yapacaklardır.
Bunlar kadar liberal ve Marksizm-dışı soldan da direniş kaçınılmaz.
Tüm bunlara rağmen, üniversitelere yanlışlıkla atfedilen “Marksizm” yaftasına sahip çıkmak, bu vesileyle hem Marksizmi hem üniversiteyi özgürlükçü, halkçı ve proleter bir yönde dönüştürmek kısır döngüyü kırmanın tek yolu.
