Macaristan’dan Türkiye dersleri: “Milli iktisat” ve piyasa güçlerinin ortak zemini |
Piyasa yanlısı Şimşek yönetimiyle birlikte, Erdoğan iktidarı “milli iktisat” yöneliminden uzaklaşmaya başladı. Ana akım uzmanlar ve siyasetçiler, bu “normale dönüş”ün sürmesini, daha doğrusu Erdoğan sonrası bir iktidar sayesinde daha da derinleşmesini istiyorlar. İktidar bloku içinde bir kanat ise, sözde milli iktisada geri dönüş talep ediyor.
Oysa Türkiye’nin başına gelen en büyük kötülükler Şimşek öncesinin “milli”liğinden değil, o çarpık milliliğin neoliberalizm ile özel bir bileşiminden kaynaklanıyor.
Maraş depremi bunun en iyi örneği.
Özellikle 1980’lerden sonra ama onun öncesinde de, halkın geçim sıkıntısının derme çatma binalarda ikamet aracılığıyla hafifletilmesi, Türkiye kapitalizminin temel taşlarından biri.
“Türk tipi inşaat,” kültürel bir zaaf değil, ülkemizin dünya kapitalizmi ile bütünleşmesinin bir ürünü. 1980’den itibaren sendikasızlaşma ile kemikleşen ve genelleşen düşük ücret uygulaması, geniş kesimlerin barınma ihtiyacının derme çatma binalarla giderilmesini mecburi kılmıştı. Erdoğan döneminde bu piyasacı “temel,” devlet kapitalisti uygulamalarla pekiştirildi. 1950’lerden 1990’lara, halkın çoğunlukla ya kendi emeğiyle ya da yapsatçılar aracılığıyla edindiği çürük binaların yerini, 2000’lerden itibaren rejime bağlı kapitalistlerin ve devletin yaptığı ucuz binalar aldı.
Macaristan’da olduğu gibi, “milli” bir burjuvazi yaratıldı. Ancak iki ülkede de bu milli burjuvazinin belkemiği inşaat ve benzeri emek yoğun sektörlerdeydi. Macaristan milli kapitalizminin en dinamik dönemi olan 2010’larda, atılımın motoru yabancı sermayenin elinde olan akü ve araba üretimiydi. Bunların yan sanayilerinde (Ve genişleyen sınai proletaryaya barınak olanağı sağlayacak inşaat sektöründe) ise, rejim partisi Fidesz ile güçlü bağları olan kapitalistler palazlandırıldı.
AKP’nin........