‘Jokond ile Sİ-YA-U’*
“Tartışmalardan sonra Ankara’dan, Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nden gelen bir telefonla, benim bu nazik devrede tartışmalara devam etmemekliğim, iki ay müddetle gazeteye yazı yazmamaklığım bildirildi. Bu, yazı hürriyetimin ikinci defa elimden alınmasıydı. Birincisinde faşist Almanya’yla işbirliğini tenkit ettiğim için susturulmuştum. Şimdi de ırkçılığa, Türkçülüğe karşı savaştığım için susturuluyordum. Fakat ilerleyen zaman benim bu iki davada da ne kadar haklı olduğumu ispat etti.”
Türkiye’de basın tarihi, iktidarın gazetecileri susturma yöntemlerinin değişimi, dönüşümü üzerinden de okunabilir. Yukarıdaki alıntı Sabiha Sertel’e ait. 1941 yılında yazılarının nasıl engellendiğini anlatıyor, kısa süre sonra üçüncü defa yazma hakkı gasp edilecek, bir defter alıp başına Nazım Hikmet’in Jokond ile Sİ-YA-U şiirinden şu dizeyi yazacak: “Ben karar verdim, bugünden itibaren bir hatıra defteri tutmaya.”**
Tek parti iktidarı döneminde gazetecilerin bir telefon ya da telgrafla yazmaktan menedilmesine sık rastlanırdı. Hatta bu durum kurumsallaştırılmaya çalışılmış 1939’dan 1945’e kadar Basın Birliği adı altında gazetecilik üzerinde bir vesayet rejimi kurulmuştu. Gazeteciler dayanışmayla yönetimi devirince dönemin iktidarı Basın Birliği’ni lağvetmişti. Basına özgürlük vaadiyle gelen Demokrat Parti doğrudan sansür mekanizmalarını kullandı. Gazeteler, protesto için, sansürlenen yazıların yeri boş bırakılarak basıldı. 70’lere gelene kadar görece özgür ve örgütlü basın, 12 Mart Muhtırasının gazabına uğradı ve pek çok gazeteci yargılandı, işkence gördü ya da yurt dışına kaçmak zorunda kaldı. 1980 Darbesi hem gazeteleri hem gazeteciliği hedef aldı. Bir yandan da mülkiyet değişimi yoluyla sistemle uyumlu gazete ve gazeteciler yarattı. “Manşetlerle savaşarak” iktidara geldiğini söyleyen AKP ise başta görece özgür bir basın algısı yaratacak, beş yıl........
