menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kamu ‘oğlu’ için ne diyecek?

27 0
14.03.2026

Bitmekte olan haftanın ilk gününden bu yana siyasetle adaletin birlikte anıldığı ve öyle görünüyor ki anılmaya devam edeceği yeni bir yargılama sürecine tanıklık ediyoruz. Başta 1 yıldır cezaevinde tutulan CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olmak üzere 19 Mart 2025’ten itibaren düzenlenen operasyonlarda tutuklanan 106 kişi ve 170’i adli kontrollü, 7’si yakalama emriyle arananlar olmak üzere toplam 402 sanıklı davanın iddianamesi 237 gün sonra hazırlandı. Yargılamalar 9 Mart 2026 Pazartesi günü başladı. Duruşmanın devam ettiği ilk dört günde neler olduğu, bundan sonra neler olabileceğine dair epeyce fikir verdi. 

Silivri’deki mahkeme salonuna girişlerde, güvenlik gerekçesiyle alınan tedbirler sonucunda uzun araç kuyrukları oluştu. İnip yürüyerek ‘adalet’e ulaşmaya çalışan ailelerin, dostların, hukukçuların, gazetecilerin sıkıntıları salona vardıklarında da devam etti. Mahkemede ‘refah’a erişilemedi yani. Haberlerde ‘yüksek tansiyon’, ‘Gerilim yükseldi’ diye anlatılmaya çalışılan haller yaşandı… İmamoğlu’na ‘sanık’, ‘sen’ diye hitap edilmesiyle başlayan ‘gerilim’ler…

Tutuklu 106 kişinin kendilerinin ve çocuklarının, eşlerinin, anne babalarının çektiklerinin salona yansıdığı anlar da yer aldı bu tablo içinde:

Önceden haber verdikleri renkte kıyafetlerle kendilerini ‘göstermeye’ çalışan aileler ve o renkleri arayan tutuklular…

İddianamede hakkında hiçbir suçlama yer almadığı halde 285 gündür süren tutukluluğunu anlatırken cezaevinde tanık olduğu bir cinayeti de aktaran CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat’ın Şoförü Sırrı Küçük’ün, ‘İtirafçılık teklif edildiği ve kabul etmediği için bırakılmadığı’ açıklaması…

CHP’de dört dönem milletvekilliği ve genel başkan yardımcılığı yapmış, son yerel seçimde ‘iktidarın kalesi’ olarak anılan Ümraniye’de Belediye Başkanlığı yarışını kıl payı farkla ikinci sırada tamamlamış, kırk yıllık Siyasetçi Aykut Erdoğdu hakkında HTS kayıtlarına dayanılarak öne sürülen saniyeler içinde Fatih’ten Beyoğlu’ya oradan da Üsküdar’a ‘ışınlanabildiği’ iddiası…

Her gün başka türlü bir ‘sorun’ çıkan duruşmaların perşembe günündeki son oturumunda Dilek İmamoğlu’nun aylardır süren sabrının zorlandığı bir anda, “Her sabah bir gerginlik çıkarıyorsunuz. Bu insanlar bir yıldır suçsuz yere içeride. Bugünler geçer. Gidin bakın bakalım orada haksız yere bir gece yatabilecek misiniz?” demesi…

Dört günde böyle çokça ‘not’ birikti.

‘Kamu’ vicdanına düşülen notlar.

Ki o da ‘anıldı’ duruşmada: “Kamu hukuku Kamuoğlu olarak!”

‘Tensip tutanağı’ denilen bir belge hazırlıyor mahkemeler yargılamaya başlamadan önce. Dava boyunca yapılacak işlemlerin ve işlerin anlatıldığı tutanaklar bunlar. İBB davasının görüldüğü İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi de bu dava için hazırladı işi gereği. Ve bu tutanakta ilginç bir ‘iş’e imza atarak başlamış oldu mahkeme… Savunmanın iddiası bu ‘iş’i yapay zekanın yaptığı, yani mahkemenin yapay zeka kullanarak iş yaptığı yönünde. Mahkeme başkanının bu iddiaya karşı savunması ise ‘Ben yapay zeka kullanmayı bilmiyorum’ şeklinde. ‘İş’ ise şu: ‘Müşteki’ yani şikayetçi olarak “Kamu Hukuku” adında ve “Kamunun Oğlu” olarak biri anılmış tutanakta. Bu “şikayetçi”, 1 Ocak 1980 doğumlu üstelik. Hukuk, adalet ve yargı tarihimizde karanlık bir sayfanın açıldığı, “Kamuya rağmen kamu kurtaran” 12 Eylül 1980 darbesine gidilen yılın ilk günü yani! Yapay ya da doğal hangi zekanın işiyse bu, 19 Mart 2025’ten itibaren halkın, kamunun oylarıyla seçilmiş insanlara darbe yapıldığını söyleyen Özgür Özel’i çokça dinlemiş olmalı!

Böyle davalar daha önce de görüldü. Bazılarında mahkumiyet kararları verildi. Sonra o mahkumiyet kararları ülkenin omuzlarında yeni yüklere dönüştü. Bizzat iktidar tarafından ‘kandırıldık’ denildiği, ‘kumpas düzenlendi’ denildiği, bağışlama dilendiği görüldü. Sonuçta asıl kararları her zaman “kamu” verdi. Kararını gösterebileceği her anda da gösterdi: Sandıkta, sokakta, işte, sırada…

“Duruşma boyunca yaşananlar arasında morali bozulan, canı sıkılan, tutuklu yakınlarının yüzleri, Ekrem İmamoğlu konuşmaya başladığında değişiyordu. Yorgunlukları dağılıyordu” diye anlatıyordu duruşmaları takip eden bir gazeteci. İmamoğlu da bunun farkında elbette. Sözlerinin, onda bir umut arayan insanlar için ne anlama geldiğini biliyor. Salondaki çıkışları bu farkındalığın göstergesi. Heyetin dilinde ‘sanık’ olarak başladığı duruşmayı da ‘Sayın İmamoğlu’ olarak devam ettiriyor şimdi. “Kamu”nun gerçek oğlu kim olduğu belirlenemeyen bir şikayetçi değil çünkü o. Ve birlikte yargılandıkları: Kamunun diğer oğulları ve kızları...

15 milyondan fazla insanın ‘Cumhurbaşkanı adayı olsun’ diye gidip imza verdiği bir insanı ve ekibini yargılamanın maliyetini hiçbir ‘hesaplayıcı’ kestiremez. Cevabı merak edilmeye değer asıl soru da orada yatmaktadır: Kamu, bu seçilmiş oğulları ve kızları için ne karar verecek?


© Evrensel