Kadraj iyilerde
Yılbaşında masa altında yenilen üzümlerden gökte kayan yıldızlara, pastalarda üflenen mumlardan iki parmak arasına sıkıştırılan kirpiklere kadar tuttuğumuz her dilekte senelerdir şu devranın dönüşü var.
Seçimlerde uzmanlar boş tencere üzerine konuşurken seçime pek de yakın olmadığımız günlerde saklanamaz hale geldi toplumsal hal.
Ekonomiler düzeliyor, bazen 3 bazen 5 senede ama toplumsal çürümenin aşılması 30 seneyi aşıyor, her bir travma kendinden sonra en az 30 sene istiyor atlatılması için. Şiddet sokağa iniyor, bilgisizlik zirveye koşuyor, meslek ahlakı her alanda yerlerde. Biz de malumunuz ölüyoruz akla gelmedik her şekilde.
Bir süredir dilim haksızlık açıklamaktan ziyade tutunduğum dalları paylaşmaya gidiyor. Çünkü neyi unutmayacağımızı biliyorum da unutma ihtimalimiz olanlardan daha bir korkuyorum.
Birkaç sosyal medya hesabı buldum, yabancı. Dünyanın farklı halklarını huyları üzerinden genelleyip içerik oluşturuyorlar.
Orada rastladım, bir arabada sorun var geri kayarak yoldaki araçlara vuruyor. Aniden koşarak bir genç geliyor, peşinden üç tane daha, elleriyle iterek aracı diğerlerine çarpmaktan kurtarıyor. Üzerine “You are never alone in Turkey” yazmışlar. Biz “Yalnız değilsin” lafına öyle alışmışız ki böylesini unutmuşuz.
Yine başka bir yabancı paylaşmış, dükkan vitrininde uyuyan, sokakta herkesin bir kez başını okşadığı, metroda seyahat eden köpekleri, kucaktan kucağa atlayan, sokaklarda insanların kurduğu kedi evlerini ve mama kaplarını, kürsüde, camide, defilede gezen kedileri.
“Dünyanın en hayvansever ülkesi” yazmış. Hangi yasaya karşı kavga verdiğimizden haberi yok, intiba yazmış.
Bir başka yabancı genç, elinde bir hoparlör semt semt gezip “Erik Dalı” açıyor. Ve onu gören birileri mutlaka oynuyor. Altına “Seni seviyorum Türkiye” yazıyor.
Haberlerde belki kaynamıştır, lösemiyi yenen 8 yaşındaki çocuğu tüm mahalle sokağa çıkarak davul zurna ile kutlamış. Yine başka bir aile kemoterapi almak istemeyen 9 yaşındaki........
