Bu dünyaya çocuk getirme cesareti

“Şiddetle savaşmak ancak dolaylı olarak, şiddet kullanmaya ihtiyaç duymayacak insanlar yetiştirmekle olur. Şiddetin hastalık belirtisi olduğunu söylemek, önemli ölçüde doğru olsa da kolay bir cevaptır. Şiddet eylemde sınır tanımamanın en çarpıcı görünümüdür. Korkunun, bencilliğin, gururun en direkt tepkisidir. Etik cehaletin belirtisi olarak da düşünülebilir. Şiddet ancak insanlarda görülür. Şiddet hayvansal yanımızla ilgilidir. Ama hayvanların yaptıkları şiddet değildir. Onlar belirli uyarıcılara cevap veriyorlar. Şiddet dediğimiz şey insanlara özgüdür.”

İoanni Kuçuradi, Ahlak, Etik ve Etikler

Çok öfkeliyiz. Bunca adaletsizlik, şiddet ve baskı karşısında öfkesini şiddete dönüştürmemeyi başaran insanlarız. Anayasal haklar ve insanlık onuru çerçevesinde bir savunma hattı örüyoruz. Haklı kere haklıyız.

Her şeyin sorumlusu bu sistem. Binlerce şema çiz, herkesi suçlaya suçlaya oklarla birbirine bağla, son ok yine rejimi gösterir.

Mesela: Veliler çocuklarının sorunlarını görmezden gelip öğretmene baskı yapıyor. 

Veli profilini kendi içinde ayıralım alt başlıklara:

Gücüne güvenen veli profilini sistem yarattı. Senede birkaç milyon ödenen okulun artık velisi değil müşterisi onlar. Parayla satın alınan bir seçkinliğin satın aldığı hizmet üzerinde tepinmesi, bu dönemin gerçekliği. Onlar yapar, kolluk ve yargı onların dağıttığını toparlar. Güç zehirlenmesi bu. Kim yarattı bu ani zenginleşmeyi? Paranın her kapıyı açabildiği, ilişkilerin her suçu örtebildiği düzeni kim kurdu?

Aşırı korumacı veli profili; geçmiş şahsi tecrübelerinden çocuğunu koruma isteğinin yarattığı körlükte o berbat tecrübeleri yaratan sorumlu: Sistem.

Çocuğa laf ettirmeme güdüsü altındaki velileri güçten zehirlenmiş olanların dışında kalanlar olarak düşünürsek belki de onlarca yıldır ezilmişliğin, azarlanmışlığın, tehdit edilmişliğin acısıyla veriliyordur bazı tepkiler. Her muktedir ezdiğinden, otoriteyle herkesin başı dertte olduğundan gücü yetebilen otoriteye başkaldırıdır. Doğru mu? Elbet değil. Kimden ötürü? Sistem.

Bütün mesleklerin itibarına kastedilmiş, cehalet övgüsü arşa yükselmiş, medeniyet bir uzak köy olmuş, uyarılan veli uyaranın uyarısına saygı duyamıyor. Kimse kimsenin formasyonuna saygı duymuyor. Kimse kimsenin bulunduğu pozisyona bilgi, birikim, yetenek, zeka, çalışkanlık gibi özelliklerle geldiğine artık inanmıyor. Liyakati yıktılar her yerde tepemize çöktü.

Apartman üniversiteleri eğitimin itibarını da götürdü. Senin çocuğun gerçekten yanlış mı yaptı yoksa başka bir çocuğun anası-babası güç kuvvetini senin üzerinde mi deniyor ne bileceksin? Gerçeklik bükülmüş, her şey satın alınabilirken kime güvenebileceksin?

Çocuğundan haberi olmayan veli: İki kişi günde 16 saat çalışıp yine de kirayı ancak denkleştirip faturayı ertelemek zorunda kaldığın bir yaşam şeklinde onca keder, elem, kaygı içinde kim ne sunabilir çocuğuna? Çocukla kaliteli vakit geçirme tabirleri eskidendi. Kalite hayatın hiçbir yer ve zamanında kalmadı ki? Kendini hayatta tutmakta zorlanan yetişkinlerin bir çocuğun farkına varıp mutlu etmeye çalışmaması: Yoksulluğu yaratan rejimin suçu.

Öğretmenler idare baskısıyla, zırt pırt değişen müfredatla sınanırken bir de veli baskısıyla yıprandı. Tehdit ne? CİMER. Jurnalcilik aldı yürüdü. Sinire kesen açıyor cebinden evde yattığı yerden ballandıra ballandıra şikayet yazıyor. Bu ne biçim sistem? Diyalog unutuldu, tartışma adabı ve çözüme ulaşma gayreti unutuldu, eleştiri ve öz eleştiri etiği yok oldu. Muhatap alınan insan, kurum yok.  Kendinden yüzlerce kilometre uzaktaki insanın bir CİMER mesajıyla kaç kişi şimdiye kadar gözaltına alındı. Peki hiç CİMER’den çıkan hayra vesile karar görüldü mü? CİMER nasıl bir zihniyetin ürünü?

Yine bir şiddete yaslanıp bir şeyleri yasaklayacaklar. Dijital oyunlar, sosyal medya suçlu. Her yasak yeni bir illegal alan yaratıyor.

Okullara dijital okur yazarlık dersi konuldu mu? Din eğitimini okul öncesi eğitime kadar soktular, tarikatları el kadar çocukların dersine soktular. Allah sevgisi değil, korkusu işlediler. Sevgi müfredattan çıktı neredeyse. Korku ikliminde, cehalet övgüsünde, kimsenin çalışarak başaramadığı bir zeminde hangi çocuk neye tutunarak kendini var edecek? Kız çocuklarla erkek çocukları yan yana oturtmamak, aynı sınıfta okutmamak üzerine konuşulan bir sistemde, arkadaşını sevmeyi kollamayı nasıl öğreteceksin, eşitliği nasıl anlatacaksın? Aşkın, sevginin her türlüsü yasak, nefretin her çeşidi serbest. 

Çocuklara, gençlere evde bilgisayara kapanmaktan daha cazip, daha ekonomik bir vakit geçirme yolu sundun mu? Tutkularına saygı duydun mu? Müzik, sanat, tiyatro, spor eğitimi, eğlence adına ne koydun önlerine? Dinledin mi onları, anlamaya çalıştın mı? Hayal kurabilmelerini sağladın mı? Özgürlüğü hiç tattırdın mı? Zorbalandıklarında güvenecekleri bir liman gösterdin mi?

Neyin propagandasını yaparsan onu biçersin muktedir, satın aldığın medyanda at-avrat-silah prodüksiyonlarla yeniden yazmaya çalıştığın tarihin vardığı yer burası.

Çocuğun çocuk olma hakkını 1990 yılında imzaladığı BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne rağmen tanımayan ve çocuk işçi kavramını resmi dilde dahi kullanan, 2007’de imzalanan Lanzarote Sözleşmesi’ne rağmen Ensar Vakfında 45 çocuğun istismarı olayında “Bir kereden bir şey olmaz” diyebilen aile bakanına, onu atayana, sahip çıkana, liselileri MESEM sebepli ölümlerden korumaya çalıştılar diye üniversitelileri tutuklamaya kalkan rejime biz çocuğun oyun hakkını nasıl anlatacağız? 

Ok yine rejimi gösterir.

Bu iktidarı bu halk seçti diyenler görüyorum. Otoriter liderler bir yolunu bulup yönetimi ele aldıklarında artık tüm değişkenler sabit değildir. Medya ele geçirilmiş, Diyanet fetvaları siyasileştirilmiş, il il, ilçe ilçe kadrolaşılmış, hakikat yerin dokuz kat altına gömülmüş, trafoya kedi girmiş, mühürsüz zarflar geçerli sayılmış, orada burada çuval çuval pusulalar bulunmuş, muhtarlar köylünün oyunu kendi basıp geçivermiş, bazı köylere girilememiş, bazılarında silahlı çatışmalar çıkmış, bazı dairelere onar onar isim yazılmış, insanlar kendilerini e devlette hiç oy vermediği partinin üyesi olarak görüvermiş, defalarca milyonlarca kişinin datası çalınmış, Darkweb’te ipliğimiz pazara çıkmış, halkın seçtiği onlarca belediye başkanı tutuklanmış, seçilme ihtimali olanlar zaten tutuklanmış, Mecliste vekiller için 1336 fezleke hazırlanmış, 24 senedir halka türlü çeşit hikayeler anlatılıp beyni yıkanmış, şükürcülük, tevekkül tembihlenmiş, hep daha beteri işaret edilmiş, Allah korkusu, ahiret hesapları, din kardeşliği ortaya atılıp durulmuş, birbirine düşürülmüş, ayrıştırılmış, küçümsenmiş, öz güveni kırılmış, tutuklanmış, tutuklanmış, tutuklanmış. Kim kimi ne kadar seçmiş nasıl emin olabilirler?

Bu dünyaya çocuk getirmenin delilik olduğunu kabul ettiğimiz dönemdeyiz. Bu ne deli cesaretiymiş, hiçbir güvenecek dalımız yokken dünyaya çocuk getirmişiz. Çocuk yalnız ebeveynin değil toplumun da sorumluluğudur. Her şeyi devletten beklemeyin diyenlerin şu hayatta muhatabı kim? Devleti kendine bakacak bir sistem olsun diye insan kurdu, her şeyi devletten bekleyeceğiz. Bu topraklarda doğduysak, psikolojik sorun varsa devlet tedavi etmek zorunda, ebeveynler sorunluysa çocuğu alıp düzgün yetiştirmek zorunda, elinden hiçbir iş gelmiyorsa bir iş öğretmek, öğrenemiyorsan yine de sana bakmak zorunda. Eğitim vermek zorunda, iyileştirmek zorunda, barındırmak ve doyurmak zorunda. Çocuğunu yetiştirirken orada olmak zorunda, öğretmenin, sağlıkçının, doktorun, avukatın, madencinin, tekstil işçisinin, inşaat ustasının meslek itibarını korumak zorunda. Toprağın veriminden, ormanın ağacından, hayvanın refahından da devlet sorumlu. 

Devlet insanı, hayvanı, doğayı hayatta tutmak ve yaşatmak zorunda. Devlet halkın işvereni, patronu, sadaka vereni değil hizmetlisidir; görevlilerin titri bu yüzden kamu görevidir.

Dünyaya getirmiş bulunduğumuz çocukları hayatta tutmak ve hayatta kalmak yerine yaşadığımızı hissetmek için ihtiyacımız olan şey de o deli cesareti artık. 

Öğretmenler greve gittiğinde tüm kurumlar da çocuklu çalışanlarına izin verdiğinde, yürüyüşteki madenci, boykottaki üniversiteli, grevdeki işçi ve endişeli tüm veliler bir alanda buluşabildiğinde, gerçek sorumlu ortadayken yenilerini aramak için vakit kaybetmediğimizde, birbirimize akıl öğretmek, birbirimizi yermek ve acılar yarışına sokmak yerine birlikte hesap sorabilmenin azminde birleştiğimizde, eylemlerin çağrıcısı olma önceliğini kenara bırakıp yalnız ve yalnızca çocukları öncelikleyebildiğimizde, esaretin üzerine çocuğuna sarılır gibi sarıldığımız cesaretle gidebildiğimizde, işte biz o gün bir duvarı aşacağız. O duvarın ötesinde şen çocuk kahkahaları olacak, borçlu hissettiğimiz kendi çocukluğumuzun diyeti de orada.


© Evrensel