Silinmeyen izler

ABD’nin “kurucu babalarından” Benjamin Franklin, “Öldükten sonra hemen unutulup gitmek istemiyorsan ya okunmaya değer şeyler yaz ya da yazılmaya değer şeyler yap” demiş. Bu fiyakalı özdeyişin önerdiği işlerin ikisini birden yapan az sayıda insan vardır. Dünya anı edebiyatında “yazılmaya değer” işler yapıp bunu da “okunmaya değer” bir yazı haline getirenlerin sayısı pek azdır. Özellikle ünlü politikacılar arasında marifetlerini kaleme alanlar, belki bir şeyler öğrenirim merakıyla okuyanları hayal kırıklığına uğratırlar. Genel özellikleri bakımından bunlar, bürokratik, kendini aklama amaçlı, tarihsel derinlikten yoksun, özellikle de edebi hiçbir değer taşımayan politik iletişim ürünleridir. Bunlar arasında Churchill’in anıları bir istisnadır. Gerçekte onu “anı yazan politikacılar” kategorisine koymak haksızlık bile sayılabilir. Çünkü o, emperyalist vahşetin seçkin temsilcilerinden biri olmakla beraber, hem çok deneyimli bir burjuva devlet adamı hem tarihçi hem edebi bir üslupçu hem de kader anlarının merkezinde durmuş bir tanıktı. Bu yüzden onun anılarını okumak yalnızca öğretmez, aynı zamanda zevk de verir.

Churchill kendini parlatırken bile bunu ahmakça bir övünme biçiminde değil (Kimi politikacılar böyledir), zekice ve kimi zaman kendisiyle dalga geçerek yapar; evet bazen kendini yüceltir ama kendini eleştirir de. Churchill’in anıları, bir insanın hayatını değil, 20. yüzyılın kırılma anlarını anlatır.

Bunları,........

© Evrensel