"Alay et, yıkılacaklar!"*
Halk hayatında gülmenin tuhaf çelişkili bir yeri vardır. Kimi zaman ayıplanacak, utanılacak bir edim gibi görülür... Belki o yüzden, çoğunlukla gülerken ağız kapatılır, gülüş gizlenir. Özellikle kadınların gülmesinin, hele kahkaha atmasının dinen pek de makbul bir şey olmadığını yetkili ağızlardan öğrenmiş bulunuyoruz.
Diğer yandan halkımız gülmeyi pek sever. Nasreddin Hoca, İncili Çavuş, Bektaşi, Temel, Kürt, Azeri-Acem, imam efendi, papazın biri... Fıkraları esnaf sohbetlerinden okul kantinlerine, köy kahvehanelerinden rakı masalarına dolaşır durur. Bunlar arasında fısıltıyla anlatılan “bel altı” fıkralar özel bir yer tutar. Lafın kısası ister dince yasaklansın ister devletçe takip altında tutulsun ya da ayıplansın, halk bunlara fazla kulak asmaz; anlatır ve güler.
Aziz Nesin, gülmenin psikolojisi, fizyolojisi, sosyolojisi üzerine düşünen ve kendi nesnesini moleküllerine kadar inceleyen bir edebiyatçıydı. Bir zamanlar “Düşen insanlara neden gülünür” diye bir soru atmıştı ortaya. Bir taşa takılıp yere kapaklanan, merdivenlerde ayağı kayıp yuvarlanan insan komik midir?
Buna benzer “anlaşılmaz” gülme hallerinin psikolojik ve fizyolojik pek çok açıklaması var. Ama bunlar kendi başlarına gülmenin toplumsal ve siyasal bir tepki olarak ortaya çıkışını anlamaya yetmiyor. Gülmenin derin ve tarihsel anlamını bulabilmek için, galiba onu belli bir düzenin, beklenmedik durumların ortaya çıkamayacağına güvenilen bir........
